DOĞUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DOĞUM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2014 Cuma

DOĞUMUNUZA NEFES EGZERSİZLERİ YARDIMCI OLUR MU?


Rahimniz bebeğinizi doğurmanıza yardımcı olmak üzere mükemmel şekilde tasarlanmıştır. Korkunun yükünden kurtulduğu zaman rahmin nasıl doğal şekilde işlediğini anladığımızda, daha kolay, daha rahat doğum kavramı anında belirginleşiyor, dolayısıyla da ulaşılabilir hale geliyor. Bu çok kısa açıklama  ve dış görünüm resimleri aslında bütün programınızın özünü oluşturuyor. Dalgalar sırasında işbirliği yapacağınız şey, tam olarak bedeninizin işte bu işleyişidir. Doğum kasları bu şekilde mükemmel uyum içinde çalışacak şekilde tasarlanmıştır.
Rahimde 3 kas tabakası vardır. Bizi ilgilendiren 2 tabaka , dikey (aşağıdan yukarıya bebeğinizle hizalanmış) kaslara sahip dış tabaka ile yatay şekilde ( bebeğinizi çevreleyen) kaslara sahip iç tabakadır.
İç tabakanın dairesel kasları rahmin alt bölümünde bulunur. Resimlerin de gösterdiği gibi , dairesel kaslar rahim ağzı denilen rahim açıklığının veya boynun hemen üzerinde yer ala en kalın kaslardır. Rahim çıkışının açılarak bebeğin kolayca aşağı doğru hareket etmesine,rahim boyunca ilerleyip doğum kanalına çıkmasına izin vermek amacıyla daha kalın kasların gevşeyip incelmeleri gerekir.
Rahmin dış tabakasındaki daha fazla güçlü kaslar dikey liflerdir ve üst kısımda yoğunlukları daha fazladır.Rahmin arkasından yukarıya uzanırlar ve üst kısmının üzerinden geçerler. Bu kaslar gerilip rahim boyundaki gevşemiş dairesel kasları yukarı çekerler,rahmin kenarlarının giderek incelip genişlemesine neden olurlar.Neredeyse bir dalga hareketiyle, uzun kas şeritleri bebeği rahim boyunca aşağı ve nihayetinde rahim dışına sürüklemek için kısalıp kasılır.
Biz yaptığımız Doğuma Hazırlık eğitimlerin de sizlere öğrettiğimiz yavaş nefes teknikleriyle bu doğum kaslarıyla uyumlu çalışmanıza yardım etmeye çalışıyoruz. Evde günlük olarak yapacağınız gevşeme alıştırmalarıyla birleştiğinde bu, bedeninizi,kasılmaları daha etkili hale getirebilecek ve kasılma sürecinizi ciddi ölçüde kısaltabilecek olan gevşek bir duruma getirmeyi öğrenmenize yardım edecektir.

17 Temmuz 2014 Perşembe

DOĞUM ÖNCESİNDE DOKTORUNUZU SEÇERKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER,

Hamilelik ve öncesinde doktor seçimi oldukça önemli, üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir konudur. Hamilelik sürecini rahat geçirebilmeniz için bu konuya dikkat etmelisiniz. 
Doktorunuzu seçerken ilk önce etrafınızdaki akraba ve arkadaşlarınızın tavsiyelerini dikkate alabilirsiniz. Fakat kişisel farklılıklardan dolayı, başkasının iyi anlaştığı bir doktor size uygun olmayabilir. O nedenle tek başına tercih etme kriteri olmamalıdır.
Doktor tercih ederken; 
*Doktorunuza güvenmek,
Doktorunuzun yanında kendiniz rahat hissetmeniz ve ona gerçekten güven duymanız çok önemli. Doktorunuzun tedavinizle ilgili vereceği kararlar sağlığınız direkt olarak etkileyecektir. Eğer doktorunuza güven duymazsanız, onun size önerilerine uymakta zorlanırsınız. Kaliteli bir sağlık hizmeti alabilmeniz için ilk şart doktorunuza güven duyabilmenizdir.

*Doktorunuzun Mesleki Deneyimi, 
Doktorunuzun mesleki deneyimini sorgularken bazı noktalara dikkat etmekte fayda vardır. Tıp bilimi çok hızla ilerlemekte ve her branş kendi içinde alt branşlara ayrılıp, uzmanlaşmalar olmaktadır. O nedenle doktorunuz sizi muayene edip, başka bir uzmana yönlendirmesi, onun yetersiz veya kötü olduğunu göstermez. Bu durum ekip çalışması içinde bulunan klinikler de fazlaca görülmekte ve doktorunuzun yetersizliği değil  sizin sağlığınıza verdiği önemi gösterir.

*Doktorunuzun yaklaşımı, 
Doktorunuz sizi soru sormaya özen gösteriyor, sorularınız dikkatle dinliyor ya da dinlemiyor mu? Sizi muayene ederken sizler ne kadar ilgili? sizi soru sormaya teşvik ediyor mu?
Durumunuz hakkında size detaylı bilgi veriyor, alternatifleri açıklıyor mu?
Bunlar çok önemli olup, durumunuz hakkında bilgi edinmek, nedenini öğrenmek, riskleri, tedavi yollarını öğrenmek bir hasta olarak sizin hakkınızdır.
Eğer doktorunuzla bu iletişimi kurabiliyorsanız, doktorunuzu belirlemede önemli bir rol oynamaktadır.

*Ulaşılabilirlik,
Günümüzde iletişim ne kadar önemli herkes tarafından bilinmekte. Özellikle bebek bekleyen bir gebe de ihtiyaç duyduğu her an doktoruna ulaşmak isteyecektir. Özellikle bebek bekliyorsanız, bu durum daha bir önemlidir. Her ihtiyaç duyduğunuzda doktorunuza telefon, e-mail vb. iletişim araçlarıyla ulaşabilmeli ve cevap alabilmelisiniz. Bazı problemler muayeneye gitmeden, evden bile çözüle bilinir..

*İletişim,
Doktorunuzun sizin anlayacağınız dilden konuşması çok önemli. Size bilgi verirken tamamen tıbbı terimlerle konuşması sadece sizin kafanızı karıştıracaktır. O nedenle doktorunuzla konuşurken, onun  ne demek istediğinizi anlamanız da çok önemli..

Sonuç olarak doktorunuzu seçerken;

-Kendinizi  yanında rahat hissettiğiniz,
-Aklınıza gelen soruları rahatça sorabildiğiniz,
-Sorduğunuz sorulara cevap alabildiğiniz,
-Durumunuz hakkında yeterli ve aydınlatıcı bilgi alabildiğiniz,
-Gerektiği zamanlarda cep telefonuyla veya e-mail yoluyla rahatça ulaşabildiğiniz,
Muayeneden çıktığınızda aklınızda herhangi bir şüphe kalmadan gönül rahatlığıyla eve dönebilmenizi sağlayan doktor, sizin için en uygun doktor olacaktır.

DOĞUM İÇİN NE ZAMAN HASTANEYE BAŞVURULMALIDIR?




Her doğum için değişebilen bir sürenin sonunda kasılmalar düzenli ve güçlü  hal alır. Genel olarak 30 - 40 dakikalık bir sürede beş dakika veya daha az aralarla düzenli  kasılmalar hissediyorsanız hastaneye başvurma zamanı gelmiş demektir. Düzenli ağrıların başlamasıyla doğumun ‘aktif evre’ adını verdiğimiz bölümü başlamış demektir. Bu dönemde rahim ağzı açıklığı da genelde 3 - 4 cm ulaşmış durumdadır. Aktif evrenin hastanede geçirilmesi anne ve bebek açısından daha güvenlidir.
Ağrıların başlamasıyla sümük gibi bir akıntının olması (“nişan”) adeta doğumun habercisidir. Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Hazırlıkları gözden geçirmek için zamanınız vardır.
Bazen ise hiç doğum sancıları başlamadan amniyon suyu gelebilir. Suyun gelmesi hafif hafif ama sürekli şekilde olabileceği gibi birden bacakları ıslatır tarzda da olabilir. Bu durumda da acil olarak doktorunuzu arayınız. Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların çoğunluğu 12 saat içinde ilk kasılmaları hissederler; kalanların çoğu bunları 24 saat içinde hisseder. Sularınız geldikten sonra anne ve bebeğin enfeksiyon kapma ihtimalinden dolayı max. 24 saat içinde doğum gerçekleşecektir.
Kanama gebelik süresince riskli bir durumdur. Her türlü kanama dikkatlice değerlendirilmelidir. Az veya çok kanamanın olması doğumun habercisi olmakla beraber gebelikle ilgili bir problemi de ifade edebilir.
Bebeğin hareketlerinde azalma hissedilmesi durumunda da hastaneye başvurulmalıdır. Bu da bebeğin sıkıntıya girdiğinin işareti olabilir. Bu durumda genellikle NST çekilerek ve ultrason değerlendirmesi yapılarak karar verilir.

23 Haziran 2014 Pazartesi

DOĞUM SONRASI LOHUSALIK DÖNEMİ



DOĞUM SONRASI KANAMA VE PERİNE HİJYENİ
Doğum sonrası kanama birinci günde yoğun ve kırmızı olup ilerleyen günlerde pembeye, kahverengine döner. Birkaç hafta sonra beyaz akıntı halini alır ve yaklaşık 1,5 ay devam eder. Doğum sonrası olan lohusalık akıntısı azalarak 3- 6 hafta sürebilir. Hijyenik petlerin sık değiştirilip, dikiş yerlerinin kuru tutulması önemlidir. Kanama çoğalır, vücut ısısı artar ya da akıntı kötü kokulu olursa zaman kaybetmeden hekime haber verilmelidir. Hastaneden sonra evde duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo sonrası dikiş yerleri iyice kurulanmalı, ıslak bırakılmamalıdır. Duş almak kan dolaşımına yararlı olacağı gibi sütünde artmasında fayda sağlayacaktır. Her tuvaletten sonra perinenin önden arkaya doğru yıkanması ve kurulanması gerekir. Perine bölgesinin kuru ve temiz olmasına özen gösterilmelidir. Enfeksiyon oluşumunu önlemek için petlerin kanama olmasa bile 3–4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. İç çamaşırları pamuklu ve sıkı olmamalıdır. Ayrıca iç çamaşırları her gün değiştirilmeli ve ütülenmelidir.

DOĞUM SONRASINDA BESLENME
Doğum sonrası ilk zamanlarda sık idrara çıkma ve idrar yaparken yanma olabilir. Aynı şekilde büyük tuvalet sırasında ağrı olabilir ya da olacağını hissedip tuvalete gitmekten çekinilebilir.
Doğum sonrasında mümkün olduğunca hareket etmeli, lifli gıdalar ve ılık su tüketilmelidir. Bunlar anneyi rahatlatacaktır.
Günde 2-3 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Ağrı kesici kullanılmasına rağmen makata vuran ağrı varsa hastaneye başvurulması gerekir.

DOĞUM SONRASI HAREKET AKTİVİTESİ

Hareket etmek kan dolaşımını sağlayarak, bağırsak hareketlerini düzenler. Bu nedenle doğumdan sonraki günlerde bol bol yürüyüş yapılmalıdır. Normal doğum yapan anneler kendilerini iyi hissettikleri zaman ayağa kalkabilirler. Sezaryen olan anneler ise ortalama 6–8 saat sonra oda içinde ayağa kalkabilirler.

DOĞUM SONRASI UYKU VE DİNLENME

Dinlenme ve uyku, yeni doğum yapmış anne için çok önemlidir. Anne gebeliğin ve doğum eyleminin verdiği yorgunluğu atma arzusundadır. Yeni bir yorucu dönemin yükünü kaldırabilmesi için annenin yeterli bir istirahate ihtiyacı vardır. Gece saatlerinde annelerin mümkün olduğu kadar az rahatsız edilmesi, gündüzleri de öğle yemeğinden sonra 2 saat dinlenmesi sağlanmalıdır.

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Yeni doğum yapmış annenin hormonal durumundaki ani ve dramatik değişiklikler onu normalde kolaylıkla baş edebileceği faktörlere karşı duyarlı hale getirir.
Hormo0nal değişikliklere ek olarak gebelik ve doğum, uyku düzeninin bozulması, alışılmamış olaylar, bebeği, eşi ya da diğer çocukları ile ilgili anksiyete   nedeniyle annenin fiziksel gücü azalır. Postpartum, hafif depresyon birçok yeni annenin en ufak bir problem karşısında kendisini gözyaşlarına boğulma durumunda bırakır. Bazı kadınlar kendilerini kısa bir süre için yetersiz hissederler. Ancak bu genellikle kendilerine ve bebeklerine güvenleri geliştikçe ortadan kalkar. Uyuyamama ve depresyon 1–2 günden fazla sürerse, annenin postpartum psikoza girmesini önlemek için psikiyatrik yardım istenmelidir.

DOĞUM SONRASI CİNSEL YAŞAM
Cinsel aktiviteye annenin perinesinin normale döndüğü, kanamasının sona erdiği 6. Haftaya kadar başlanılmalıdır.
Çoğu anne yorgunluk, halsizlik, ağrı, koitusda ağrı ve korkuya bağlı olarak cinsel istek azalır. Normal cinsel hayata dönmede eşin önemli bir desteği vardır. Bu yüzden eş bu konuda özen göstermeli, anneye duyarlı davranmalıdır. Doğum sonrası cinsel aktivite 6 hafta kadar sonra gerçekleşebilir.
DOĞUM SONRASI AİLE PLANLAMASI

Doğum sonrası dönemde anne ve baba çocuğa, doğuma ve doğurganlığa yoğunlaştığı bir dönem olduğundan aile planlanması yöntemlerinin konuşulması için uygun bir dönemdir. Doğum sonrası 6 hafta cinsel ilişki yasaktır. Bu dönem bittikten sonra doktorunuzla görüşerek sizin için uygun olan aile planlaması yöntemini seçebilirsiniz.

13 Haziran 2014 Cuma

Doğum Yaptıktan Sonra Neler Olacak?



Doğumdan sonra annede bazı değişiklikler olacaktır ve doğum sonrası dönem her zaman rahat geçmeyebilir.
  • İlk iki ile altı hafta süresince adet kanaması gibi, yoğun ve kırmızı renkli kanama olabilir.
Ne yapmalı?
Hijyenik kadın bağı kullanılabilir, ancak bu bezlerin en fazla 6 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir. Bu kanamanın rengi pembeden kahverengiye dönüşerek birkaç hafta sonra beyaz bir akıntı halini alır. Kanama fazlalaşır, ateş çıkarsa ya da akıntı kötü kokuyorsa doktora danışılmalıdır. Emziren annelerde kanama daha kısasürebilir.
  • Tuvalet konusunda da sorun yaşanabilir. İlk günlerde idrara çıkarken zorlanılması normaldir ve kabızlık görülebilir.
Ne yapmalı ?
Doğumdan sonra mümkün olduğu kadar çabuk ayağa kalkıp yürümeye çalışmak bağırsak hareketlerini de hızlandıracaktır. Annenin bol su içip yediklerine de dikkat etmesi faydalı olacaktır. Annenin tuvaletini yaparken dikişlerinin açılma olasılığı düşüktür ancak hiçbir zaman tuvalette ıkınıp kendisini fazla zorlamamalıdır çünkü hemoroid oluşabilir.
  • Doğum sırasında doktor kesi yaptıysa dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Otururken ve yürürken kesi yerinde rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle en geç bir hafta içinde dikişler kendiliğinden düşer ve kesi yeri iyileşir.
Ne yapmalı?
Doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştıracak hareketleri yapmak ve dikiş alanına buz torbası koymak faydalı olabilir. Ayrıca bu bölge hep temiz ve kuru tutulmalı, temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve tuvalet kağıdı kullanılmalıdır. Doktor temizlik için bir solüsyon önerdiyse kullanılabilir. Dikişlerde kızarıklık, ağrı ve 38 C ve üzerinde ateş olursa doktorla görüşülmelidir.
Doğumdan sonra anne kendisini iyi hissettiği an banyo yapabilir. Banyonun ilk günler ayakta duş şeklinde yapılması önerilmektedir. Sezaryan ile doğum yapıldıysa dikişler alındıktan sonra ayakta duş alınabilir.
  • Uzun süren hamilelik döneminden sonra vücudun eski haline dönmesi altı aydan önce mümkün olmaz.
Ne yapmalı?
Altıncı haftada doktor kontrolüne gitmek çok önemlidir çünkü bu haftadan itibaren vücut yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır, rahim gebelik öncesi büyüklüğüne döner. Doktor bu kontrolde vajinal muayene yapacak, dikişlerin durumuna bakarak rahimi muayene edecektir. Bu kontrole gidildiğinde doktora hangi doğum kontrol yönteminin seçileceği konusunda danışılabilir.
  • Adet görmeye başlamak ise bebeğin nasıl beslendiğine bağlıdır. Bebek emziriliyorsa adet meme verme sayısının iyice azalmasına dek gecikebilir. Bebeğe mama veriliyorsa 4-6 hafta arasında ilk adet görülebilir.
  • Doğumdan sonraki üç ay boyunca, bazen daha da uzun bir süre saçlar dökülür. Çünkü hamilelik boyunca hormonlar nedeniyle normalde dökülmesi gereken saçları dökülmemiştir. Bu yüzden şimdi anneye daha çok saçı dökülüyor gibi gelmesi normaldir.
  • Doğumdan sonra bebek emzirirken oruç tutmak sağlıklı değildir çünkü gün boyunca yeterli besin ve sıvıyı vücut alamamaktadır. Doğumdan sonra 1 ay kadar demir haplarına devam edilmelidir. Bu sayede gebelik süresince ve doğumda kan kaybedildiği için azalan demir depoları desteklenmiş olur.
  • Doğum sonrasında kanama bittikten sonra cinsel ilişki kurulabilir. Kanama varken ilişkiye girmek istenirse eş kondom kullanmalıdır. Haznede kuruluk hissedilirse nemlendirmek için gliserin kullanılabilir. Doğumdan sonra cinsel istekte artma ya da azalma olması normaldir. Hormonal dengenin değişmesi, yaşanılan ortamın değişmesi gibi nedenler bu artma ya da azalmadan sorumlu olabilirler. Önemli olan iki tarafın da birlikte karar vermesi, birbirine anlayış ve uyum göstermesidir. Tabii bu aşamada kadının isteyip istemediği ve durumunun nasıl olduğu en önemli konudur.
Belki de yukarıda belirtilen, annenin vücudundaki normale dönüş sürecinde yaşadıklarından daha önemlisi, annenin, bir başka deyişle “lohusa” nın kendini nasıl hissettiğidir.
Vücuttaki hormonal değişiklikler annenin ruh halini etkiler. Anne zaman zaman kendisini kötü hissedebilir, bir sebep yokken ağlayabilir, alıngan veya sinirli olabilir. Annenin çevresindekilerin hepsi bebeğe ilgi göstermektedir halbuki anneyi evde bekleyen bir çok yükümlülükler, belki başka çocuklar vardır. Hayat artık eskisinden çok farklı olacaktır. Anne kendisini şişman ve çirkin buluyor olabilir. Bütün bunlar sıkıntıyı arttırabilir. İşte burada babalar anneye destek vererek sıkıntılarını azaltabilir. Daha önce doğum yapmış arkadaşlarla da konuşulabilir. Bunlar çoğu yeni anne tarafından hissedilir ve normaldir. Hormonal değişikliklerin yol açtığı bu durumu değiştirmek elde değildir. Eğer bu sıkıntılar altı ay boyunca devam ediyorsa bir uzmana baş vurmak gerekebilir.
Anne ilk zamanlarda bebeği bir yabancı gibi görüp hayal ettiğinin bu olup olmadığı konusunda kendisini sorgulayabilir. Belki de onu yeteri kadar sevemediğini düşünüp suçluluk da duyabilir. Kendisine ve bebeğine birbirlerine alışmaları için zaman tanımaları gerekecektir.
Annenin bebeğin bakımıyla ilgili bilgileri arttıkça, onunla daha çok vakit geçirdikçe, onun ne istediğini daha iyi anlayabilir, tedirginlik azalır.
Bebekle geçirilen zamanın etkili olması için dinlenmiş olmak gerekir. İşte onun için o uyuduğu zamanlarda anne de onunla beraber uyuyarak ya da en azından dinlenerek güç toplayabilir. Ev işleri bir süre bekleyebilir. Ev işlerinde, diğer çocukların bakımında ve misafir geldiğinde babalardan veya ailedeki akrabalardan yardım istenebilir.


DOĞUM KORKUSU


Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar.onun için normal veya sezeryan doğum .... herikisiyle başetmenin yolu ; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır
Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.
Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar... Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. "Ya bayılıp tekrar ayılamazsam?... Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır!... Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim!..." gibi düşünceleri olabiliyor kadının.
Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor.
Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlanyla paylaşmalarını öneriyorum.
Doğum korkusuyla başedebilmek için;
* Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
* Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz:
  • Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
  • Kendinize vakit ayırın:doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak,stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
* Yardım almalisiniz:doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.

Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

10 Haziran 2014 Salı

Rahat Bir Hamilelik İçin Nefes Egzersizinin Önemi..





Rahmin büyümesiyle birlikte karın ve göğüs boşluklarını ayıran diyafram kası yukarıya doğru itilir ve göğüs boşluğu sıkışır.

Nefes darlığı yaşayan, otururken dahi nefes nefese kalabilen anne adayları için nefes egzersizlerinin gerekliliği de bu noktada ortaya çıkar.

ANNE ADAYLARI GEVŞEMEYİ ÖĞRENİYOR
Solunum egzersizleri doğumun ikinci döneminde ağrılar esnasında anne adayının nefesini kontrollü kullanarak, etkili bir biçimde ıkınmasını sağlar. Gevşeme egzersizleri; doğumun ağrısız döneminde, anne adayına nasıl gevşeyeceğini öğreterek bebeğin doğumu için gerekli enerji birikimini sağlar ve gücünü yararlı olarak kullanmasına yardımcı olur.

Gebelikte; uterusun büyümesi ve vücut ağırlığının artmasına bağlı olarak vücudun duruşu değişir. Vücut duruşundaki değişiklik bel, sırt ağrılarına neden olur. Bu nedenle;


Gebelikte ortaya çıkan duruş bozukluklarını gidermek,

Sırt ağrılarını azaltmak,
Doğum sırasında gerekli soluma ve gevşemeyi öğretmek,
Karın ve perine kaslarının elastikiyet ve kuvvetini artırmak,
Anne adayını ruhsal olarak doğuma hazırlamak,
Anne adayının bilinçli olarak doğuma yardımını sağlamak ve doğumu kolaylaştırmak amacıyla, gebelikte egzersiz yapılmalıdır.

HAMİLELİĞİN 3. AYINDAN İTİBAREN BAŞLANMALI

İlk üç aydan sonra egzersiz programına başlanmalıdır. Uygulama günde bir kez 5'er tekrar şeklinde olmalı ve doğuma kadar devam edilmelidir. Her kadın psikolojik ve fiziksel açıdan farklıdır. Bu nedenle her gebe bir fizyoterapist tarafından değerlendirilmeli ve egzersiz programı planlanmalıdır.

DOĞUM ÖNCESİ YAPILAN EGZERSİZLERSolunum Egzersizleri

Derin karın solunumu
Derin göğüs solunumu





Kegel egzersizleri

İdrar kesesi, rahim ve kalın bağırsağın son bölümünü destekleyen kas grubunu çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları dediğimiz bu kas grubunuz yeteri kadar kuvvetli değilse doğum sonrasında ve bazen gebelik sırasında öksürmekle, hapşırmakla oluşabilen idrar kaçakları olabilmektedir. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını hissettikten sonra her yerde yapabilecek egzersizlerdir.

DOĞUM SANCILARI EN AZA İNDİRGENİR

Solunum egzersizleri ve gevşeme teknikleri özellikle doğum süreci başladığında annenin sakin kalarak kendisinin ve bebeğinin strese girmeden süreci tamamlamasına yardımcı olur. Doğum sancılarının gelmeye başladığı birinci dönemde gevşeme teknikleri ile anne enerjisini aktif doğum sürecine saklar. Yine ilk dönemde solunum teknikleri ile anne ağrıyı daha az hisseder. Bu egzersizlerin hamilelik süresince öğrenilmesi daha rahat bir doğum geçirilmesine yardımcı olacaktır.

DOĞUM KASILMALARINI KARŞILAMA POZİSYONLARI


8 Haziran 2014 Pazar

Normal Doğum Nasıl olur ?

Bebeğinizin, doğum kanalınız yoluyla dünyaya gelmesine normal doğum denir. Normal vajinal doğumun üç evresi vardır.
 1. Sancılarınızın başlamasından serviks (Rahim ağzı) açıklığının tam olmasına kadar süren ilk evre.
2. Bebeğinizin doğuşu ile tamamlanan ikinci evre. 
3. Plasentanın (Eş) çıkmasıyla tamamlanan üçüncü evre. 
,Üçüncü evrenizden sonra ise, kanama ya da yırtıklarınızın kontrolü yapılarak, epizyotomi veya varsa yırtıklarınızın dikilmesi işlemi yapılır.

Sizin sabrınızı ve dayanıklılığınızı zorlayabilen, vajinal doğumdan çekinmenize yol açan uzun süreli ağrılarınız, doğumunuzun birinci evresinde gerçekleşir ve bir amaca yöneliktir. Bu evrede genellikle düzenli aralıklarla gelen her sancınız, rahminizin kasılmasına, rahim ağzınızın açılmasına ve bebeğinizin aşağı doğru itilmesine neden olur. Başka bir deyişle, gelen her sancınız, bebeğinizi size biraz daha yaklaştırır.
ilk bebek için kırk beş, ikinci bebek için aşağı yukarı on beş dakika sonra, bebeğin başı görünür. Yani, kasılma dalgasının sonunda, bebeğin başı doğum kanalının sonuna gelmiştir. O anda anneye, artık ıkınmaması ve hemen soluk alıp vermesi söylenir. Bu sayede, diyafram boşalmış olur. Bundan böyle kadın, yalnızca hekim istediği zaman, eğer isterse ıkınacaktır. Böylece, bebek döl yatağından dışarı, şampanya şişesinin mantarının patlaması gibi değil de, hafifçe sıyrılır.
Önce bebeğin yanakları dışarı çıkar ve birlikte başı da gelir. Bu arada, henüz annenin karnı içinde olan omuzlarıyla bir hizaya gelmesi için bebeğin başı hafifçe döner. Kısa bir aradan sonra, omuzlar teker teker dışarı çıkar. Sonra sıvılarla birlikte bedenin geri kalan kısmı gelir. Anne eğilip bebeğine bakabilir. Çocuk, annesinin bedenini terkeder etmez soluk almaya ve ağlamaya başlar. Ancak, bazı bebeklerde bu, beş dakika gecikmeyle olabilir. Bebeğin solunum yolları mukustan temizlenir. Böylece, bebek rahat nefes almaya başlar. Döl yatağının içinde olduğu sırada, annesinin plasentasından beslenmesini sağlayan bağ, yani göbek bağı (ya da kordonu) iki yerden düğümlenir ve iki düğüm arasından kesilir. (Düğümlenen kısım küçülüp bebeğin göbeğini oluşturacaktır.) Bebek artık yepyeni bir varlık haline gelmiştir.
Doğumu izleyen üçüncü dönemde, kasılmalar devam eder. Bu kasılmalar plasentanın, döl yatağının kenarlarından kopup dışarı atılmasını sağlar. Bu dönem anneye, gerilim sonrası bir rahatlama dönemi gibi gelebilir. Gene de, doğum sancılarının ve doğumun önemli bir bölümüdür. Doğum sırasında genellikle hormon türevi olan bir iğne yapılır. Bu iğne, döl yatağının iyice kasılmasını ve üçüncü dönemin on beş dakikayı geçmemsini sağlar. Anne de, ıkınarak kasılmalara yardımcı olabilir. Doğumun ardından, ebe ya da hekim, perineye dikiş atılmasının gerekli olup olmadığına bakar. Gerekliyse doğumdan sonraki yarım saat içinde, lokal anestezi yapılarak dikiş atılır. Dikiş atılması, ağrı verici bir işlemdir. Ne var ki, bebek annenin yakınında ya da kolları arasındaysa, anne genellikle bu yepyeni, inanılmazyaratığa kendisini öylesine kaptırmıştır ki, neler olup bittiğinin hemen hiç farkına varmaz.
Doğumlar çoğunlukla pürüzsüz olur. Ama bazı durumlarda, birtakım terslikler olabilir. Sözgelimi, bazen bebek, döl yatağında doğuma en elverişli biçimde yatmamış olabilir. Hekimler bebeğin döl yatağı içindeki yatış biçimini, annenin karnına dokunarak, karnını muayene ederek anlayabilirler. Bazı durumlarda ise, plasenta doğum kanalının öteki tarafında, bebeğin başı önünde bulunabilir. Bu durumda çocuğu sezaryanla almak gereklidir.

7 Haziran 2014 Cumartesi

BABALARIN DOĞUM PLANI

Doğum sırasında beklenmedik şeyler olabilir, dolayısıyla herşeyi mümkün olduğunca planlarken bir yandan da esnek düşünmeniz önemlidir. En küçük ayrıntısına kadar herşeyi önceden ayarlayın ki, doğum sırasında olabilecek beklenmedik durumlarla ilgilenme fırsatınız olabilsin. Peki, nedir bu küçük ayrıntılar?
- Hastane kaydı
- Hastaneye giden yolların belirlenmesi ve yollardan birinin tıkalı olması durumunda kullanılabilecek alternatif yolların bulunması
- Hastane girişleri ve park yerlerinin öğrenilmesi
- Aranacak kişilerin telefon numaralarının bir kağıda yazılması. Telaş halinde kimleri arayacağınızı ve telefon numaralarını unutabilirsiniz.
- Cep telefonunuzun şarj aleti (ancak hastane içinde cep telefonunuzu kullanıp kullanamayacağınızı önceden öğrenin, büyük olasılıkla cep telefonunuzu kullanmanıza izin verilmeyecektir!)
- Annenin hastane çantası ve sizin hastanede ihtiyaç duyabileceğiniz eşyalar
- Bebek koltuğu arabada kullanıma hazır olmalı
- Doğum sırasında büyük çocuğunuz/çocuklarınıza ilgilenecek kişinin ayarlanması

DOĞUM KORKUSU

Doğum korkusu her gebenin hissettiği bir duygu olup doğum yaklaştıkça artar.Onun için normal veya sezeryan doğum …. 
Her ikisiyle baş etmenin yolu ; yaşanılacak olayı iyice bilmek ve ona hazırlanmaktır.

Kadın, öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamamaktan korkuyor. Ayrıca yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalmaktan, bebeğin başına kötü bir şey gelmesinden, doktora ya da hastaneye ulaşamamaktan korkuyor. Ayrıca normal doğum olarak adlandırılan vajinal doğumun doğum sonrası cinsellikten zevk almayı olumsuz yönde etkilediği düşüncesi de endişeye yol açabiliyor.
Yalnız normal doğumdan değil bazen sezaryenle doğum yapmaktan da korkuyor kadınlar… Bu korkuları; anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamıyla başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde sıralayabiliriz. “Ya bayılıp tekrar ayılamazsam?… Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır!… Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim!…” gibi düşünceleri olabiliyor kadının.
Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve hemşirelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmek sizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında kadının kendine güven duygusu artıyor, bununla birlikte annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini de arttırıyor. Ve ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz oluyor.
Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinmek olmalı. Onlara hamilelik süreci ve doğum hakkında bol bol okumalarını, kaygılarını ve korkularını ise doktorlanyla paylaşmalarını öneriyorum.

Doğum korkusuyla baş edebilmek için;

* Sağlıklı bilgi edinin: Doktorunuzla mutlaka konuşun
* Fiziksel ve duygusal endişelerinizi ayırt etmelisiniz:
• Doğum sonrasında hayatınızı dusunmeye çalışın: Doğuma sizinle kim gelecek, evde size kim destek olacak bunları doğumdan önce mutlaka planlayın.
• Kendinize vakit ayırın:doğum öncesinde kendiniz rahatlatmak,stresini azaltmak için bir takım aktiviteler yapın.( rahatlama ve gevşeme egzersizleri buna bir örnek)
* Yardım almalisiniz:doğum korkusu günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başlarsa ve bunlarla tek başınıza baş edemediğinizi hissederseniz profesyonel yardım alın.
Özetlemek gerekirse doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çabalaması, çabalar yetersiz kaldığında bireysel bir psikolojik destek alması olmalıdır. Doğuma eşin katılımı özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.
Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

6 Haziran 2014 Cuma

HAMİLE KURSUNDA RAHATLAMA -NEFES EGZERSİZİ YAPARKEN








Gonca Hanım, her dersin sonunda rahatlama nefes egzersizini yaptırıyor.Anne ve baba adayları bu egzersizle rahatladıklarını ifade ediyorlar..

Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?

Doğum sonu kanamanın azalması için rahim, karından tutularak sıkıştırılmalı, karına masaj yapılmalıdır. Doğal olarak ilk günlerde kanlı, sonra pembe, daha sonra kahverengi akıntı olur. Birkaç haftadan sonra beyaz akıntı başlar. Doğumdan sonra olabilecek en erken zamanda ayağa kalkmak ve hareket etmek kan dolaşımı için olduğu kadar barsakların iyi çalışması için de yararlıdır. Ancak lohusa yine de çok yorulmamalıdır. İlk günlerde istirahat etmemek, kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Doğumdan hemen sonra ağrı varsa, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ateşlenme hissedilirse derece ile ölçülmelidir. Yüksek ateşte (38 derece) kesinlikle doktora danışmak gerekir. İlk iki gün içinde dışkılama olabilir. Olmazsa kabızlığı önleyici yöntemlere başvurulmalıdır.
Emzirme sırasında annenin rahat oturması için yardım edilmelidir. Oturmak istenmiyorsa yan yatarak da bebek emzirilebilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer. Bebek memelerdeki sütü boşaltacak şekilde sık sık emzirilirse, memelerde süt birikimine bağlı anneyi rahatsız edecek şişlikler kızarma ve ağrı olmaz. Olduğu takdirde sütü boşaltmak, emzirmeden önce sıcak su ile pansuman ya da banyo yapmak emzirdikten sonra memelere soğuk su ile pansuman yapmak şikayetleri azaltır.
Doğum sonu lohusanın kontrolu niçin önemlidir? Ne zaman yapılması gerekir?
Her annenin doğum yaptıktan sonra kendi sağlığı açısından kontrol edilmesi gerekir. En az bebek kadar onu dünyaya getiren annenin sağlığı da önemlidir.
İlk iki ay (60 gün) içinde lohusanın doğum sonu kontrolü yapılmalıdır. Muayene yapılarak annenin sorularının cevaplanacağı bu doktor kontrolü ihmal edilmemeli olabildiği kadar erken zamanda yapılmalıdır.
Doğum sonu dikişlerin bakımı nasıl yapılır?
Dikişler için en iyi bakım temizliktir. Tuvalette taharetlenme her zaman ön taraftan (idrar yapılan yer) arka tarafa (makat) doğru yapılmalıdır. Makat çevresinde bulunabilecek dışkı mikropları dikişlere ya da idrar borusuna ulaşırsa iltihaplanmaya neden olur. İltihaplanan dikişler kaynayamaz ve yara açılır. Kızarıklık, şişlik ve aşırı ağrı dikişlerin atma belirtisidir. Dikişler atınca açılan yara temizlenmelidir. Açılan yara tekrar dikilebilir. En iyisi hiç açılmaması için dikişlerin temiz tutulmasıdır. Doğumdan sonra yıkanmanın dikişlere bir zararı olmaz. Sabunlanmış elle temizlik yapılabilir. Sonra, dikiş bölgesi su ile durulanmalı ve her zaman kurulanmalıdır. Kurulanma, temiz tuvalet kağıtları ile yapılmalı, kağıt atılmalıdır. Her seferde ayrı ve temiz bir bez kullanılamayacağı için bezle kurulama doğru değildir. Temizlik için rivanol ya da tavsiye edilen başka ilaçlı sular da kullanılabilir. Ancak nasıl temizlenirse temizlensin dikiş bölgesi her zaman kurulanmalı, ıslak kalmamalıdır. Önemli başka bir nokta da kullanılan hijyenik bağların çok sık değiştirilmesidir. Uzun süre kalan hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağ en fazla 6 saatte bir değiştirilmelidir. Bu dönemde hazır hijyenik bağların kullanılması daha kolay ve güvenlidir.
Doğumdan sonra anne ne zaman yıkanabilir?
Anne, kendini yıkanabilecek gibi hissettiği her an yıkanabilir. İlk yıkanmalar ayakta ve duş şeklinde ya da su dökünerek olmalıdır. Su dolu leğene ve küvete oturmadan sık sık yıkanabilir. Normal bir doğumdan 24 saat sonra da banyo yapılabilir. Sezaryen doğumdan sonra genellikle dördüncü günde dikişler alınır ve ertesi günü yıkanabilir.
Doğum sonrası dönemde anne nasıl beslenmelidir?
Doğumdan sonra anne bebeğini emzirirken gebelik öncesi döneme göre hergün en az 1 litre daha fazla su ve sulu gıdalar, 2 tane meyve ya da 2 tabak sebze yemeği, 3 dilim ekmek ya da 1 bardak süt ile beslenmesine ilave yapmalıdır. Gebelikte aldığı kan hapları doğumdan sonra bir ay daha kullanılır. Eski ağırlığa hemen dönmek için acele edilmemelidir. Annenin eski kilosuna kavuşması altı ay sürebilir. Anne şişmansa her ay iki kilogramlık bir ağırlık kaybı olabilir. Süt salgısı bundan etkilenmez. Ayda iki kilogramdan daha fazla zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Ancak unlu, yağlı besinlerden fazla yememeye dikkat edilmelidir.
Lohusa doğum sonu kabızlıktan nasıl kurtulabilir?
Kabızlığı ortadan kaldırmak için jimnastik yapmak yararlıdır. Ayrıca 3 – 4 porsiyon sebze ve meyve yemek, kabukları ile yenebilecek sebze ve meyvaları kabuklarını soymadan yemek kabızlıktan kurtulmak için faydalıdır. Kuru baklagil (mercimek, fasulye, nohut) ve kepekli ekmek yemek, aç karnına 1 bardak ılık su veya kayısı suyu içmek de yararlıdır. Beyaz ekmek, makarna, pirinç, az yağlı besinler, yeterince sıvı içilmemesi, dengesiz beslenme, fazla çay ve kahve tüketimi kabızlığı arttırdığı için bunlardan kaçınılmalıdır.

5 Haziran 2014 Perşembe

çin takvimi


Çin Takvimi ile cinsiyet tahmini ve doğacak çocuğun cinsiyetini önceden belirleme ( çin takvimi ile cinsiyet belirleme) isteği neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Bu amaçla pek çok değişik teori ileri sürülmüş, bebeğin cinsiyetini kesin tespit ettiği iddia edilen pek çok yöntem ve bilgi yumağı ortaya atılmıştır. Bu cinsiyet belirleme ve cinsiyet tahmini için kullanılan yöntemlerden tüm dünyada en çok bilineni eski Çin Takvimi dir. Kaynağı kesin olarak bilinmeyen bu çin takvimi 700 yıl öne dönemin çinli astroloji bilginlerinden biri tarafından çizildiği sanılmaktadır. Çin takvimi kullanarak uzak doğu halkları asırlardır bebeğin cinsiyetini erkek veya kız olarak belirlemeye çalışmışlardır.Tablonun orijinali halen Pekin Bilim Enstitüsünde saklanmaktadır.
Çin takviminde var olan tabloya göre bebeğin cinsiyetini saptamak için annenin hamile kaldığı yaşı ve ayı mutlaka bilmek yeterlidir. Bu şekilde bebeğin cinsiyeti çok büyük olasılıkla saptanabilir. Faka burada yaş hesaplanırken dikkat edilmesi gereken husus tablodaki aylar ve yaş Çin Ay Takvimi ne göre hesaplanmalıdır (gerçek yaşınızdan yaklaşık 2 yıl daha fazla). Eski Çinliler cinsiyet belirleme ve cinsiyet tahmini için kullanılan “ÇİN TAKVİMİ” nin %99 oranında başarılı olduğunu iddia etmektedirler.
Tüm cinsiyet tahmin yöntemleri gibi Çin Takvimi nin de maalesef bilimsel hiçbir değeri yoktur. Doğacak çocuğun cinsiyetini belirleyen babadan gelen spermin taşıdığı X ya da Y kromozomudur ve hangi kromozomu taşıyan spermin yumurtayı dölleyeceği tamamen tesadüfe bağlıdır. Cinsiyetin belirlenmesi aslında bir çeşit yazı-tura atmaya benzetilebilir. Fakat her ne olursa olsun doğacak bebeğinizin cinsiyetini tahmin etmeye çalışmak ve bu tahmini “çin takvimi” kullanatak yapmak son derece eğlencelidir. Bu nedenle siz de bu tabloyu , çin takvimi ni eğlenmek amacıyla kullanabilirsiniz. Kimbilir belki sizin için de Çin Takvimi işe yarar ve çin takvimi ile kız bebek veya çin takvimi ile erkek bebek tahmininde bulunabilirsiniz. Çin Takvimi ‘nde bebeğin cinsiyeti sizin yaşınız ve gebe kaldığınız ay ilişkilidir. Çin takvimi ile cinsiyet belirlemek için yaşınızı “çin ay takvimine” göre hesaplamayı unutmayı. (yukarıda belirtilmiştir.) Hadi bakalım.. KIZ mı olsun yoksa ERKEK mi??21 yaşında kız çocuk olasılığı fazla, Çin Takvimine göre, annenin yaşının hamile kalınan ayla kesiştiği nokta bebeğin cinsiyetini ortaya çıkarıyor 30 yaşındaki bir anne adayının mart ve mayısta hamile kalması durumunda bebeğinin cinsiyeti kız, diğer tüm aylarda ise erkek olurken, 21 yaşındaki anne adayının ocakta hamile kalması durumunda bebeğinin cinsiyeti erkek, diğer tüm aylarda kız oluyor.

DOĞUM SIRASINDA NEFES TEKNİKLERİ



Normal doğum esnasında “ıkınırken” güçlü bir nefese ve güçlü karın kaslarına ihtiyaç duyacaksınız. Aşağıdaki yazıda kasılmalar esnasında bebeğinize maksimum oksijen gitmesi için yapmanız gerekenleri bulacaksınız.
Doğum eyleminde uygulayacağınız doğru nefes alma-verme tekniklerini gebelik döneminizde ne kadar sık uygularsanız bu teknikleri o kadar iyi öğrenirsiniz.
Doğum eylemi esnasında doğru nefes alıp verme iki açıdan önemlidir: doğum eyleminde belli aralıklarla gelen uterus kasılmaları esnasında bebeğinize giden kan akımı nispi olarak azalır. Bu fizyolojik, yani normal bir durumdur. Siz bu esnada derin bir nefes aldığınızda kanınıza normal bir nefeste 
geçtiğinden daha fazla oksijen geçer ve bu ek oksijen kasılmalar esnasında bebeğinizin oksijensiz kalmasını önler.


Doğru nefes alıp vermenin diğer bir önemi de şudur:


kasılmalar esnasında duyacağınız muhtemel ağrı, zihinsel olarak daha çok doğru nefes alıp vermeye odaklanmış olmanız nedeniyle daha hafif olarak algılanacaktır.

Alıştırmalar:

Gevşeme: Yere yatın ve dizlerinizi bükün. Vücudunuzdaki bütün kasları bilinçli bir şekilde teker teker gevşetin. Bunun ne kadar zor olduğunu denedikçe göreceksiniz. Tüm kaslarınızı gevşettiğinizi düşündüğünüzde bile tekrar yaptığınız bir kontrolde bazı kaslarınızın halen kasılı olduğunu 
görebilirsiniz. Tümüyle gevşemiş olmaya özen gösterin.


Derin nefes alma-verme: 
Tümüyle gevşediğinizden eminseniz sanki 45-50 saniye süren bir kasılmanız varmış gibi hissetmeye 
çalışın. Burnunuzdan (eğer burun tıkanıklığınız varsa ağzınızdan) içinize mümkün olduğunca ve yavaş yavaş derin bir nefes çekin, bu nefesi yine yavaş yavaş ağzınızdan dışarı verin. 
Bu esnada bütün kaslarınızın gevşek olduğunu tekrar kontrol edin. Kafanızda canlandırdığınız kasılmalar devam ettikçe bu işleme devam edin.

Dikkat: 
Nefes alıp verme işlemini çok hızlı yaparsanız, kanınızdaki karbondioksit hızlı bir şekilde azalabilir, bu da 
geçici bilinç kaybına kadar gidebilen durumlara yol açabilir, bu nedenle derin nefes alma işlemini yavaş yavaş uygulayın. 45-50 saniye süren bir kasılmada 5-7 adet nefes alma-verme uygundur.


Karından nefes alma tekniği: 
Bu egzersiz karın kaslarınızın gevşemesine yardımcı olduğu gibi, kasılı kasların uterus üzerine 
gereksiz baskı yapmasını engeller:
Yere uzanın ve ellerinizi karnınızın üzerine yerleştirin. Derin bir nefes alarak karnınızın “şişmesini” sağlayın. İçinizden beşe kadar saydığınız sürede bu pozisyonu koruyun. Nefesi ağzınızdan verin ve bu işlemi 4-5 kez tekrarlayın.

4 Haziran 2014 Çarşamba

DOĞUM BAŞLADIĞINDA…..

Doğum sancılarınızın geldiğini hissettiğinizde hemen hemen bütün baba adayları gibi eşiniz de paniğe kapılacaktır. Düşünüldüğünde kaç baba adayı böyle bir olayı sık sık yaşamıştır ya da o an sakin kalmayı başarabilmiştir ki? Elbette ki eşiniz de birazdan onu adaylıktan çıkarıp, gerçek baba konumuna yükseltecek olan bebeğinizin doğumunda heyecanlanacaktır. Bu son derece normal bir duygu durumudur. Bütün mesele sizin de paniğe kapılmanıza yol açacak kadar ya da ortalığı karma karışık bir duruma getirerek işleri daha da zorlaştıracak kadar aşırı bir heyecan yaşamadan, kontrollü olmayı başarabilmesidir. Eşiniz, doğum süreciniz başladığında aslında pek çok nedenden dolayı heyecan yaşayacaktır. Örneğin;
Size olumsuz bir şey olmasından, 
Bebeğinizin sağlıklı doğup doğmayacağından, 
İşlerin ters gidebileceğinden, 
Bebeğine karşı sevgi hissetmeyeceği gibi endişelerden dolayı ciddi olarak heyecanlanır ve korkar. 
Baba kendini sakin tutmalı. Son yıllarda baba adayları da hamile olan eşleriyle birlikte pek çok bilgilendirme kurslarına katılmakta, hem hamilelik hem de doğumla ilgili gerekli bilgileri alabilmektedirler. Özellikle doğum süreciyle ilgili ciddi anlamda donanım kazanabildikleri için bu türde kursların büyük yararı vardır. Eşiyle birlikte hastaneye kadar olan yol arkadaşlığında neler yapabileceğinden, hazırlıksız yakalanılmış bir erken doğum başlangıcında nasıl davranması gerektiğine kadar her şeyi öğrenebildikleri bu kursların sonucunda baba adaylarının endişeleri belirgin şekilde azalmaktadır.
Bütün hamilelik sürecinizde eşiniz sizin en büyük destekçiniz olacaktır. İhtiyaç duyabileceğiniz her şeyi öğrenmesinin yanında, doğumunuza giderken bu malzemeleri hazırlamanız konusunda size destek olmalıdır. Şu bir gerçektir ki, doğumunuz başladığında sakin kalması gereken ilk kişi babadır. Hastaneye giderken önceden hazırladığınız eşyalarınızın takibini de eşiniz yapacağından, o an soğukkanlı olması çok önemlidir. Önerimiz böyle heyecanlı bir durum nedeniyle çıkılacak yolculukta, arabayı eşinizin kullanmaması yönündedir.
Bu süreçte anne adayı babaya nasıl destek olmalıdır?
Eşiniz kurslara gidip, yeterli derecede bilgi sahibi olsa da hamilelik ve doğum gibi özel bir süreçte, asıl sakin tarafın kendiniz olduğunu görebilirsiniz, çünkü kadınlar için bebeğin gelişi doğanın onlara verdiği doğurganlık hediyesidir. Hamileliğiniz sırasında yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişimlerden dolayı, çevrenizden ve özelliklede eşinizden sonsuz bir anlayış beklersiniz. Eşiniz ise ürküten en önemli konu, ondan kendi duygu ve isteklerini geri plana atarak, size karşı daha duyarlı olmasını beklemenizdir. Oysa burada eşinize asıl yardımcı olacak kişi yine sizsinizdir. Her ne kadar hamileliğin verdiği yoğun hormonal dengesizlikler yaşıyor olsanız da, eşinizle her şeyi paylaşmanız ve tüm doktor kontrollerine birlikte gitmeniz, onu sürecin içine çekmeniz bakımından çok önemlidir.

Doğum Yaptıktan Sonra Neler Olacak?


Doğumdan sonra annede bazı değişiklikler olacaktır ve doğum sonrası dönem her zaman rahat geçmeyebilir. 
• İlk iki ile altı hafta süresince adet kanaması gibi, yoğun ve kırmızı renkli kanama olabilir. 
Ne yapmalı?
Hijyenik kadın bağı kullanılabilir, ancak bu bezlerin en fazla 6 saatte bir değiştirilmesi gerekmektedir. Bu kanamanın rengi pembeden kahverengiye dönüşerek birkaç hafta sonra beyaz bir akıntı halini alır. Kanama fazlalaşır, ateş çıkarsa ya da akıntı kötü kokuyorsa doktora danışılmalıdır. Emziren annelerde kanama daha kısasürebilir. 
• Tuvalet konusunda da sorun yaşanabilir. İlk günlerde idrara çıkarken zorlanılması normaldir ve kabızlık görülebilir. 
Ne yapmalı ?
Doğumdan sonra mümkün olduğu kadar çabuk ayağa kalkıp yürümeye çalışmak bağırsak hareketlerini de hızlandıracaktır. Annenin bol su içip yediklerine de dikkat etmesi faydalı olacaktır. Annenin tuvaletini yaparken dikişlerinin açılma olasılığı düşüktür ancak hiçbir zaman tuvalette ıkınıp kendisini fazla zorlamamalıdır çünkü hemoroid oluşabilir.
• Doğum sırasında doktor kesi yaptıysa dikişler ilk günlerde ağrı yapabilir. Otururken ve yürürken kesi yerinde rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle en geç bir hafta içinde dikişler kendiliğinden düşer ve kesi yeri iyileşir. 
Ne yapmalı?
Doğumdan hemen sonra pelvis kaslarını çalıştıracak hareketleri yapmak ve dikiş alanına buz torbası koymak faydalı olabilir. Ayrıca bu bölge hep temiz ve kuru tutulmalı, temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve tuvalet kağıdı kullanılmalıdır. Doktor temizlik için bir solüsyon önerdiyse kullanılabilir. Dikişlerde kızarıklık, ağrı ve 38 C ve üzerinde ateş olursa doktorla görüşülmelidir.
Doğumdan sonra anne kendisini iyi hissettiği an banyo yapabilir. Banyonun ilk günler ayakta duş şeklinde yapılması önerilmektedir. Sezaryan ile doğum yapıldıysa dikişler alındıktan sonra ayakta duş alınabilir.
• Uzun süren hamilelik döneminden sonra vücudun eski haline dönmesi altı aydan önce mümkün olmaz. 
Ne yapmalı? 
Altıncı haftada doktor kontrolüne gitmek çok önemlidir çünkü bu haftadan itibaren vücut yavaş yavaş eski haline dönmeye başlamıştır, rahim gebelik öncesi büyüklüğüne döner. Doktor bu kontrolde vajinal muayene yapacak, dikişlerin durumuna bakarak rahimi muayene edecektir. Bu kontrole gidildiğinde doktora hangi doğum kontrol yönteminin seçileceği konusunda danışılabilir. 
• Adet görmeye başlamak ise bebeğin nasıl beslendiğine bağlıdır. Bebek emziriliyorsa adet meme verme sayısının iyice azalmasına dek gecikebilir. Bebeğe mama veriliyorsa 4-6 hafta arasında ilk adet görülebilir. 
• Doğumdan sonraki üç ay boyunca, bazen daha da uzun bir süre saçlar dökülür. Çünkü hamilelik boyunca hormonlar nedeniyle normalde dökülmesi gereken saçları dökülmemiştir. Bu yüzden şimdi anneye daha çok saçı dökülüyor gibi gelmesi normaldir. 
• Doğumdan sonra bebek emzirirken oruç tutmak sağlıklı değildir çünkü gün boyunca yeterli besin ve sıvıyı vücut alamamaktadır. Doğumdan sonra 1 ay kadar demir haplarına devam edilmelidir. Bu sayede gebelik süresince ve doğumda kan kaybedildiği için azalan demir depoları desteklenmiş olur. 
• Doğum sonrasında kanama bittikten sonra cinsel ilişki kurulabilir. Kanama varken ilişkiye girmek istenirse eş kondom kullanmalıdır. Haznede kuruluk hissedilirse nemlendirmek için gliserin kullanılabilir. Doğumdan sonra cinsel istekte artma ya da azalma olması normaldir. Hormonal dengenin değişmesi, yaşanılan ortamın değişmesi gibi nedenler bu artma ya da azalmadan sorumlu olabilirler. Önemli olan iki tarafın da birlikte karar vermesi, birbirine anlayış ve uyum göstermesidir. Tabii bu aşamada kadının isteyip istemediği ve durumunun nasıl olduğu en önemli konudur.
Belki de yukarıda belirtilen, annenin vücudundaki normale dönüş sürecinde yaşadıklarından daha önemlisi, annenin, bir başka deyişle “lohusa” nın kendini nasıl hissettiğidir. 
Vücuttaki hormonal değişiklikler annenin ruh halini etkiler. Anne zaman zaman kendisini kötü hissedebilir, bir sebep yokken ağlayabilir, alıngan veya sinirli olabilir. Annenin çevresindekilerin hepsi bebeğe ilgi göstermektedir halbuki anneyi evde bekleyen bir çok yükümlülükler, belki başka çocuklar vardır. Hayat artık eskisinden çok farklı olacaktır. Anne kendisini şişman ve çirkin buluyor olabilir. Bütün bunlar sıkıntıyı arttırabilir. İşte burada babalar anneye destek vererek sıkıntılarını azaltabilir. Daha önce doğum yapmış arkadaşlarla da konuşulabilir. Bunlar çoğu yeni anne tarafından hissedilir ve normaldir. Hormonal değişikliklerin yol açtığı bu durumu değiştirmek elde değildir. Eğer bu sıkıntılar altı ay boyunca devam ediyorsa bir uzmana baş vurmak gerekebilir.
Anne ilk zamanlarda bebeği bir yabancı gibi görüp hayal ettiğinin bu olup olmadığı konusunda kendisini sorgulayabilir. Belki de onu yeteri kadar sevemediğini düşünüp suçluluk da duyabilir. Kendisine ve bebeğine birbirlerine alışmaları için zaman tanımaları gerekecektir.
Annenin bebeğin bakımıyla ilgili bilgileri arttıkça, onunla daha çok vakit geçirdikçe, onun ne istediğini daha iyi anlayabilir, tedirginlik azalır. 
Bebekle geçirilen zamanın etkili olması için dinlenmiş olmak gerekir. İşte onun için o uyuduğu zamanlarda anne de onunla beraber uyuyarak ya da en azından dinlenerek güç toplayabilir. Ev işleri bir süre bekleyebilir. Ev işlerinde, diğer çocukların bakımında ve misafir geldiğinde babalardan veya ailedeki akrabalardan yardım istenebilir.
Babalar
Doğumun yaklaştığını ya da başladığını gösteren belirtilerle birlikte anne adayında bir enerji artışı olacaktır. Baba adayı eşinin bu enerjisini ev temizliği gibi şeylerle tüketmesini önlemeli, bu enerjisini doğuma saklamasını sağlayabilmelidir. Sancıları başladığında eşini sakinleştirmeli, saat tutarak sancıların kaç dakikada bir geldiğine bakmalıdır.
Birlikte nefes alma alıştırmaları yapabilir, eşinin beline masaj yapabilir.
Eşinin doğum yapmasını beklerken baba adayının da en az eşi kadar heyecanlı olacağı bilinmektedir. Eşine veya bebeğe bir zarar gelecek mi diye düşünüp korkabilir, hiçbir şey yapamadığı için çaresizlik yaşayabilir. Bu duygularla başa çıkabilmek için bir yakınıyla konuşabilir, onunla duygularını paylaşabilir. Yürümek de baba adayını rahatlatacaktır. Baba bebeği ilk kez gördüğünde cinsiyeti beklediğinden farklı olduğu ya da küçük ve çirkin göründüğü için hayal kırıklığı yaşıyor olabilir. Bebek beklentilerden farklıysa kendisine ve ona biraz zaman tanımalıdır. Bebek başka bebeklerle karşılaştırılmamalı ve olumsuz yorumlarda bulunmamaya özen gösterilmelidir. Bu gibi yorumlarda özellikle anne kendisini suçlu hissedebilir ve suçluluk hissedebilir. Bu gibi olumsuz duygular sonucunda da annenin sütü kesilebilir. Anneyi suçlayıcı söz ve davranışlardan kaçınmak yerinde olacaktır.
ÖNEMLİ!
Henüz ülkemizde pek yaygın olmamakla beraber baba adayları eşleriyle doğumhaneye girebilir ve bebeklerinin doğumuna tanık olabilir. Önceden doktorla konuşup doğuma girmek istediğini belirtebilir

Doğumdan Sonra İlişkinizi Yoluna Sokmak


Bebeğinizin doğumu ailenin en büyük mutluluğudur. Ancak doğum sonrasında, çiftlerin hayatı da bir anda değişir, bu da ilişkiyi olumsuz etkileyebilir. Ailede yeni bir varlığa alışma sürecinde ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için dikkat edilmesi gerkenleri merak ediyormusunuz ? Öleyse üşenmeyin, yazının devamını okuyun.
Doğum Sonrasında Kadındaki Değişimler
Hamilelik ie birlikte kadının fiziksel görünümü değişir. Birçok kadın doğumdan hemen sonra eski formuna kavuşamadığı için dış görünüşü ile bir güven kaybı yaşar.
İlk aylarda kadın evde, erkek iştedir. Bu durum geleneksel kadın-erkek rollerini ve iş bölümünü ortaya çıkarabilir. Eğer kadın aktif bir iş yaşamına alışkınsa bu tip bir rolde zorlanabilir ve kendi ile ilgili tanımlamalarda kafa karışıklığı yaşayabilir. Eğer bu dönem, annenin beklediğinden uzun sürerse anne, ve annelik kimlğine hapsolmuş hissedebilir ve bu durumdan sıkıntı duymaya başlar.
Bebeğin yoğun ihtiyaçlarından dolayı kadın, kendi kimliğini sadece annelik ile özdeşleştirme ve buna indirgeme yanılgısını yaşayabilir. Bu sebeple kendi kadınlık ihtiyaçlarını göz ardı edebilir.
Bebek ile birlikte akrabalık ilişkileri daha sıklaşır. Evin içine dışarıdan müdaheleler artabilir. Doğum öncesi eşlerin ailesi ile yaşanan sıkıntılar, bu dönemde artabilir.
Doğum Sonrası Erkekteki Değişimler
KAdında yaşanan tüm değişimlerin erkek üzeinde direkt etkisi vardır. Erkekler de eşleriyle birlikte :
Uykusuzluk ve yordunluk yaşar,
Günlük sorumlulukları erter,
Yaşama ait öncelikleri yeniden şekillenir,
Ebeveyn kimliği öne çıkar,
Müdaheleci kayınvalide ya da diğer akrabalara maruz kalır,
Kendine daha az özen gösteren ve daha kaygılı bir eşle karşı karşıya kalabilir (Eşinin, annenin annelik deneyimini nasıl anladığına göre değişir)
Eşinin cinsel ilgisinin azalması ile birlikte cinsel yaşamı daha az aktif hale gelir,
Çocuğun gelişinin pozitif karşılandığı durumlarda, eşle ilişki daha fazla derinleşir, köklenir; gelecek planları daha çok netleşir; birliktelik hissi perçimlenir. Hem baba hem anne kendi ebeveynleri ile ilişkilerini tekrar ele alır.
Bizim Önerimiz: “Babanın, kendisini sizden soyutlamasına izin vermeyin”
Eğer anne mükemmeliyetçi ve yoğun kaygıları olan biriyse, eşi bebekle ilgilenirken onu eleştirilere maruz bırakabilir. Bu da babanın bebeğe bakma becerisinde, kendini yetersiz hissetmesine neden olur. Bu durumda baba kendini anne-bebek ilişkisinin dışında tutar ve soyutlar. Baba, bunu yaptıkça anne, babanın ilgisizliğinden yakınır ve bu durum eşler arasındaki ilişkinin yıpranmasına kadar gidebilir. Bu yüzden annelere tavsiyemiz, eşinizin baba olduklarını hissetmelerine fırsat verin.

Gebelik oluşumu; Mucizenin başlangıcı


Kadın organizmasının ergenlik çağından itibaren her ay yeni bir gebeliğe hazırlandığını daha önce belirtmiştik. Adet döngüsünün ilk günü adet kanamasının başladığı gündür. Size ‘Son adet tarihiniz nedir?’ diye sorulduğunda her zaman son adet kanamasının ilk gününün kastedildiğinden emin olabilirsiniz. Bu döngü bir sonraki adet kanamasının ilk gününe dek sürer. Genel olarak 28 gün olarak kabul edilse de 21 ila 35 gün arası normal kabul edilir.
Bu süre içinde gebe kalınabilecek dönem aslında hiç te uzun değildir. Adet döngüsünün ilk bölümünde yumurtalıkta bir grup yumurta hücresi olgunlaşmaya başlar.Hipofiz bezinden salgılanan hormonlarla ( FSH ve LH) yumurtalık kökenli hormon ve diğer pek çok biokimyasal mekanizmanın içine girdiği bu süreçte folikül adı verilen ufak kesecikler içinde gelişen bu olayı gözle izlemek mümkün olmasa da folikülün büyümesi vajinal ultrasonografi ile izlenebilir.
28 günlük bir adet döngüsünde ortalama 14 günde folikül duvarı çatlar ve yumurta hücresi (oosit) serbest kalır. Yumurtlama (ovulasyon) olayı budur. Serbest kalan yumurta hücresi Fallop tüpünün uç kısmındaki parmaksı çıkıntılar tarafından yakalanır ve ‘ampulla’ adı verilen tübün kısmen geniş kısmına alınır.
Serbest kalan yumurta hücresinin ortalama ömrü 24 saat kadardır.Bu süre içinde döllenme gerçekleşmezse yumurta hücresi karın boşluğunda parçalanarak kaybolur. Bu konudaki yanlış inanış adet kanaması ile döllenmemiş yumurta hücresinin dışarı atıldığıdır.Adet kanaması yeni oluşan bir gebeliğin yerleşmesi için hazırlanan rahim iç zarının gebeliğin gerçekleşmemesinin ardından dökülmesidir .Oositle herhangi bir ilgisi yoktur.
Yumurta hücresinin tubaya geçmesinden sonra geride kalan folikülün yapısında önemli değişiklikler ortaya çıkar.Luteinizasyon adı verilen bu gelişmeyle içindeki yumurta hücresini kaybetmiş olan folikül ‘corpus luteum’ adı verilen yapıya dönüşür ve gebelik için hayati önem taşıyan progesteron hormonunu salgılamaya başlar.Progesteron etkisiyle rahim iç zarı embriyonun yerleşmesi için uygun hale gelir
Yumurta hücresinin ömrü kısa olmasına karşın bu dönemde gebe kalmayı kolaylaştırmak amacıyla genital sistemde belirgin değişiklikler oluşur.Öncelikle rahim ağzında bulunan mukus (sümüksü akıntı) belirgin şekilde farklılaşır. Mukusun daha akışkan ve berrak hal almasıyla spermlerin hareket etmesi ve rahim ağzını aşarak yumurta hücresinin bulunduğu bölgeye doğru seyahati kolaylaşır. Aynı zamanda hormonlardaki değişmeler (testosteron düzeyindeki artış) nedeniyle libido artar. Tüm bu değişiklikler gebeliğin olumasını kolaylaştırır.Genelde pek çok sperm hücresi yumurta hücresine ulaşsa da yalnızca tek bir tanesi ‘zona pellucida’ yı geçerek yumurta hücresine girebilir. Olaya döllenme (fekondasyon) adı verilir .Bu aşamadan sonra oluşan bir reaksiyonla diğer spermlerin yumurta hücresine girişi engellenir.
Fallop tüpünün ampulla kısmında gerçekleşen bu olaydan sonra yumurta hücresi artık ‘embriyo’ adını alır .Ampulla bölgesinde 48-72 saat kadar bekleyen embriyo bundan sonra ve tüp içinde rahime doğru yaklaşık
5 gün sürecek yolculuğuna başlar. Bu yolculuk sırasında embriyonun gelişimi de devam eder.
Bu yolculuk devam ederken rahim de embriyonun yerleşmesi için gerekli hazırlıklar yapılır.Endometrium corpus luteum tarafından salgılanan progesteron hormonunun etkisiyle kendisine yaklaşmakta olan embriyo için hazırlanır. Progesteron hormonu endometriumun ‘sekresyon’ evresine girmesini sağlar .Bu embriyonunrahime yerleşmesi ve gebeliğin devam ettirilebilmesi için gereklidir.Gebeliğin ilk 10 haftasında gerekli progesteron hormonu corpus luteum tarafından salgılanırken bu haftadan sonra plasenta gerekli progesteronu kendisi sentez eder