8 Haziran 2014 Pazar

0-6 Yaş Oyun ve Oyuncak



Oyun:
Oyun çocuğun dış dünyayı keşfetmesini, doğal ve aktif şekilde öğrenmesini sağlayan, taklit becerilerini geliştiren, günlük yaşantısı, anne baba ve çevresi ile ilişkileri hakkında bilgi veren bir araçtır. Eğlencenin yanı sıra oyun çocuk için en önemli “iş”tir. Büyümenin önemli bir parçasıdır. 
Oyun çocuğun bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve dil gelişiminde önemli rol oynar. 
Oyunun Çocuğun Gelişimine Etkileri:
 
Oyun çocuğa;
 
düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi,
risk alabilmeyi,
sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve paylaşmayı,
çevresini araştırmayı, nesneleri tanımayı ve problem çözmeyi,
dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi,
kendisini ifade etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı,
sırasını beklemeyi,
başkalarının haklarına saygılı olmayı,
kurallara uymayı öğretir.
Ayrıca oyun çocuğun;
hayal gücünü, becerilerini ve yaratıcılığını geliştirir, 
saldırganlık dürtüsünü boşaltmasını sağlar, 
değişik sosyal rolleri denemesine, duygularını dışa vurmasına olanak sağlar, 
dil ve kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir, 
sosyalleşme becerisini destekler,
problem çözme becerisini geliştirir.

Oyuncak:
Gelişimi hızlandıran, hayal gücü ve yaratıcılığı destekleyen, duyuları uyaran oyun malzemelerine oyuncak denir. Oyuncak çocuğun yeteneklerini geliştirirken, seçme ve karar verme becerilerini de destekler. Oyuncak çocuğun renk, şekil, boyut, sayı, büyüklük, ses, yapı ve işlev gibi kavramları öğrenmesini sağlar.
Çocuğun yaş, cinsiyet, ilgi ve gereksinmelerine göre oyun ve oyuncak tercihleri de değişmektedir.
Yaşlara Göre Gelişim Özellikleri ve Oyuncaklar:
0-6 ay gelişimi: Bebeklerin çoğu doğumdan itibaren dış uyaranlara karşı açıktır. Bu nedenle de görme, işitme, tatma, dokunma, koklama duyularının geliştirilmesi gerekir. Bebek doğduğu andan itibaren görmeye ve çevresini algılamaya başlar. İlk 6 ayda çocuk ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır. 
Bu dönemin oyuncakları: Yatağın yanına asılan bez kitaplar, yatağın üzerine asılan dönence, çocuğun rahatça tutabileceği değişik boy ve şekillerde çıngıraklar, ayna, değişik boyutlarda toplar, basınca veya sıkınca ses çıkaran oyuncaklar.
7-12 ay gelişimi: 7. ayda bebek seslere tepkide bulunmaya başlar. Hem kendi çıkardığı hem de yetişkinden gelen sesleri taklit etmeye çalışır. Uzanabildiği her şeyi yakalamaya çalışır. Eline geçen her şeyi ağzına götürür. Düşen nesneler dikkatini çeker. 8. ayda daha önce yapmadığı yetişkin hareketlerini taklit edebilir. Oyuncakları tanımaya başlar. Resimli kitaplara bakar. Neden sonuç ilişkileri kurabilir. 9. ayda oyuncakları birbirine vurarak ses çıkarır. “ce” oyunu oynar. Karşılıklı top atma oyunu oynayabilir.
Bu dönemin oyuncakları: Bir elinden diğerine geçirebileceği renkli halkalar, küpler, yumuşak bebek ve hayvanlar, farklı boylarda toplar, iç içe geçen kutular, üst üste takılan halkalar, basit çizimlerin olduğu renkli kitaplar, sesli, müzikli kitaplar, deliklerden atılabilen şekiller, emeklemeyi destekleyecek hareketli oyuncaklar, vurunca, basınca ses çıkaran oyuncaklar, banyo oyuncakları.
1-3 yaş gelişimi: 12-18 ay arası küpleri üst üste koyup kule yapabilir. Kitap sayfalarını çevirebilir. Kalemi kavrayabilir. Çocuk şarkılarına eşlik etmeye çalışır. Şekilleri uygun deliklere yerleştirir. 2 yaşında oyuncakları itip çekebilir. 6-8 küple kule yapar. Dairesel karalamalar yapar. Oyun oynarken kendi kendine konuşur. Resimli kitaplardaki ayrıntılara dikkat edebilir. Şarkılara eşlik edebilir, kendi kendine söylemeye çalışır. 3 yaşında 9 ve daha fazla küple kule yapabilir. Hikayeleri dikkatle dinler ve anlatmaya çalışır. Ezbere şiir, şarkı söyleyebilir. 10’a kadar sayabilir. Aynı olan nesne ve resimleri eşleştirebilir. Oyun hamurundan kalıplar çıkartabilir, basit şekiller yapabilir. Parçaları birleştirip bütün oluşturmaya çalışır. Yetişkinin günlük yaşamda yaptığı işleri (yemek, ütü, tamir, temizlik gibi) oyunlarında taklit etmeye başlamıştır.
Bu dönemin oyuncakları: İtmeli, çekmeli oyuncaklar, farklı sayıda parçaları 
olan yap bozlar, boyalar (parmak boya, pastel boya, boya kalemleri), boyama kitapları, oyun hamuru, mutfak seti, doktor malzemeleri, tamir aletleri, araba, kamyon, uçak, tren, orta büyüklükte top, kuklalar, üst üste takıp çıkarılabilen bloklar, bisiklet, kova, kürek, telefon, basit, bol resimli hikaye kitapları, bebek elbiseleri, müzik aletleri (davul, piyano, marakas, flüt), suda yüzebilen oyuncaklar, oyuncak bebek arabası, eşleme kartları, hayvan figürleri.
3-6 yaş gelişimi: 3 tekerlekli bisikleti pedallarını çevirerek kullanabilir. Topu atma, yakalama, zıplatma, tekmeyle vurma gibi becerileri içeren top oyunlarında ustalaşmıştır. Kalemi yetişkin gibi tutar ve başarıyla kullanır. Dramatik oyunu ve çeşitli giysiler giyip kılıktan kılığa girmeyi çok sever; sıklıkla bu oyunları oynamayı tercih eder. 3 küple köprü yapabilir. Makas kullanabilir. Basit resimler çizebilir. 20’ye kadar sayabilir. 5 yaşında örneğe bakarak 6 küple 3 basamaklı merdiven yapabilir. Çeşitli büyüklükteki boncukları ipe dizebilir. Geometrik şekilleri çizebilir. Resmin sınırlarını taşırmadan boyar. Bulduğu her türlü malzeme ile yaratıcı şeyler oluşturur. Kalemleri ve boya fırçalarını ustalıkla kullanabilir. Hikayeleri oyunlarında canlandırır.
Bu dönemin oyuncakları: Uygulamalı oyuncaklar (tamir aletleri, temizlik seti, dikiş seti, ütü gibi), minyatür oyuncaklar (ev eşyaları, çiftlik seti, askerler gibi), kostümler, oyun hamuru, boyalar, farklı sayıda parçaları olan yap bozlar, inşa oyuncakları, basit kutu oyunları (kart eşleme, renk-şekil-sayı kavramlarının öğretildiği oyunlar gibi), değişik boyutlarda boncuklar, abaküs.
Oyuncak Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar: 
Oyuncaklar günlük yaşamda kullanılan nesnelerin sembolleridir. Bu nedenle oyuncak alırken cinsiyet ayrımı (kızlara bebek, erkeklere top, araba) yapılmamalı, her çocuğun oyuncak dolabında her iki cinse de ait oyuncaklar bulunmalıdır.
Oyuncak seçerken anne babanın istek ve beğenilerinin yerine çocuğun yaşı ve becerilerinin göz önüne alınması gerekir.
Oyuncağın parçaları çocuğun yaşına göre tehlike oluşturmayacak şekilde olmalıdır. Küçük parçası olan oyuncaklar yetişkin gözetimi olmadan çocuğa verilmemelidir. 
Tüylü oyuncakların çocuğun ağzına ve burnuna kaçmamasına özen gösterilmelidir. 
Oyuncak dayanıklı olmalıdır. 
Yıkanabilen oyuncaklar tercih edilmelidir. 
Zehirsiz boya kullanılmış olanlar tercih edilmelidir.
Bebeğin yatağına asılan oyuncaklar iyi monte edilmeli, bebeğin üzerine düşmemesine ve iplerinin zarar vermemesine dikkat edilmelidir. 
Pille çalışan oyuncaklarda pil yuvasının vida ile kapatılmış olmasına dikkat edilmelidir. 
Sivri uçları, kesici kenarları, parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri ve gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalıdır, 
Oyuncaklar sık sık kontrol edilmeli ve kırılan paçalar atılmalıdır.
Bedensel, zihinsel, sosyal ve dil gelişim alanlarının tümünü birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermeli, çok fonksiyonlu olmalıdır.
Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, çocuğa zarar verecek kapanma mekanizması bulunmamalıdır.
Anne – Babaların Çocukla Birlikte Oyun Oynarken Yapabilecekleri:
Anne babanın çocuğun oyununa katılması ebeveynlerin çocuğun gelişimini, ilgi ve becerilerini gözlemlemesini sağladığı gibi aile bağlarını da güçlendirir. Anne babası ile birlikte oyun oynayan çocuk yetişkin yaşamında mutlu bir birey olur ve kendi çocuğu ile de oyun oynayabilme becerisi kazanır.
Oyun sırasında çocukla göz teması kurulmalı, oyundan keyif alınmalı ve çocuğun istekleri ön planda tutulmalıdır.
Ayna karşısında vücut parçaları gösterilip isimleri söylenebilir.
Çevredeki nesneleri göstermesi ve isimlendirmesi istenebilir.
Nesneleri ve oyun materyallerini tanıması için fırsat verilmeli ve daha sonra bunları nasıl kullanacağı çocuğa gösterilmelidir.
Çocuğa elinde tutması için değişik eşya ve oyuncaklar verilip ellerini kullanması sağlanabilir.
Birlikte kitaplara bakma, müzik dinleme, dans etme, şarkı söyleme gibi etkinlikler yapılabilir.
Oyuncakları birlikte toplayabilirler. Bu şekilde hem çocuk kendisi ile ilgili bir sorumluluk almış olur hem de yardımlaşma becerisi kazanır.
Evdeki artık malzemelerden oyuncaklar yapılabilir. Bu şekilde yapılan oyuncakların çocuk için daha büyük bir değeri vardır.
Oyuncaklar kapaklı kutularda ve çocuğun rahatça ulaşabileceği yerlerde olmalıdır.
Oyun ortamında çocuğun dikkatini dağıtacak kadar fazla uyaran olmamalıdır.
Çocuk oyun oynaması konusunda cesaretlendirilmelidir. 
PEDAGOG DUYGU ÇALIŞIR

Bebeğiniz Dünyayı Tanırken Keyif Alsın

Bebekler 3.–4. aydan itibaren nesnelerle ilgilenmeye başlarlar. Nesnenin ne olduğunu tanımaya çalışırlar. Bu dönemde nesneleri tanımak için kullanılan organ ağızdır. Bu nedenle bütün bebekler ellerine geçeni ağızlarına götürürler. 9. aydan itibaren nesnelere daha bilinçli olarak ilgi gösterirler, nesneleri iter, istendiğinde göstermeye çalışırlar. 1 yaş civarında ise nesneleri resimlerinden tanımaya, kitaptan resim göstermeye başlarlar.
Bu gelişim süreci içerisinde bebeğin dünyayı tanıması, çevresini keşfetmesi için gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra nesneleri ağzına götürmesine, onlara dokunmasına fırsat vermek gerekir. 3. aydan itibaren evin bölümlerini gezmek, her odada neler olduğunu anlatmak, odadaki eşyaları tek tek tanıtmak, onlara dokunmasına izin vermek bebeğin nesneleri tanımasını sağladığı gibi dil gelişimini de hızlandırır.
1 yaş civarında nesnelerle birlikte onların resimlerini de göstermek, hayvan, taşıt gibi nesnelerin seslerini çıkarmak, eşyaların ne işe yaradıklarını anlatmak (“bu masa, masada yemek yiyoruz”, “bu bardak, bardakla su içiyoruz” şeklinde) gibi oyunlar oynanabilir.
Sadece kapalı mekanlardaki, ev ortamı içerisindeki nesneler değil dışarıdaki nesneleri de tanıması için çeşitli durumlar yaratmak bebeğin dünyayı keşfini eğlenceli hale getirir. Dışarı çıkıldığında ağaçları, çiçekleri göstermek, onlara dokunması için fırsat tanımak bebeğin hoşuna gidecektir. Sokakta gördüğünüz hayvanları, taşıtları bebeğe göstermek, seslerini çıkarmak bebeğin ilgisini çekecektir. Denize ayaklarını sokmak, kumları ellemek, çimenlere oturmak bebeğin görsel ve dokunsal yollardan öğrenmesini destekleyecektir.
Oyuncaklarla oynarken, nesneleri tanıtırken onları yalnızca isimlendirmek yerine aynı zamanda renklerini, şekillerini de söylemek bebeğin hem dil, hem de kavram gelişimini destekler.
Anne Babalara Öneriler:
Sesli oyuncaklar vererek, nesnelerin seslerini çıkararak işitsel öğrenmesini destekleyebilirsiniz.
Yatağının kenarına renkli yumuşak nesneler koyup bunlara bakmasını, dokunmasını, keşfetmesini sağlayabilirsiniz.
Bir nesnenin farklı renklerini göstererek renkleri tanıtabilirsiniz (örneğin, “mavi topunu at, kırmızı arabanı ver” gibi)
Tanıdığı nesneleri kitaplardan göstermesini isteyebilirsiniz.
Dokunmalı, sesli kitaplardan nesneleri tanıtabilirsiniz.
Kitapta gördüğü nesneleri kendi üzerinde, oyuncaklarında ya da eşyalarında göstermesini isteyebilirsiniz.

Gebelikte bebek hareketleri tekmelemeleri



Bebeğinizin hareketlerini hissetmek, gebeliğinizde yaşayacağınız en hoşunuza gidecek şeydir. Sizi en çok üzecek şey de doğal olarak, hareketlerin kaybolmasıdır. İçinizde yeni bir yaşamın filizlenip boy attığını, pozitif bir gebelik testi veya karnınızın büyümesinden, bebek kalp atımlarından bile daha fazla gösteren en önemli şey bebeğinizin hareketleridir.
 Gebelikte bebek hareketleri tekmelemeleri Bebeğin hareketlerinin yedinci haftada başlamasına karşın, bu anne tarafından fark edilmez. Hareketlerini veya “canlandığını” 14. ile 26. haftalar arası herhangi bir dönemde, genellikle de 18. ile 22. haftalar arasında hissedebilirsiniz. Daha önce bebek sahibi olmuş bir kadın, sıklıkla bebeğin hareketlerini daha önce fark eder; çünkü nasıl bir hareket bekleyeceğini biliyordur. Doğal ki, zayıf bir kadın da şişman bir kadına göre bebeğin hareketlerini daha erken fark eder.
Bazen son tahmini doğum tarihi yanlış hesaplandığından, bebek hareketleri geç hissedilmiş olabilir.
Hiç kimse ilk kez anne olduğunu bilmenin nasıl bir şey hissettirdiğini tam olarak söyleyemez, yüz gebe kadın ilk bebek hareketlerini yüz farkı şekilde betimleyebilir. En çok tanımlanan tanımlar “karında bir kanat çırpınma hareketi” ve “kanımda bir kelebek gibi” şeklindedir. Daha erken bebek hareketleri de “çarpma veya dirsek atma”, “seğirme”, “guruldama”, “birisinin karna vurması”, “kabarcık patlaması”, “kıvranma” , “çok güzel bir parka tepe taklak yürümeye başlamak gibi” diye de tanımlanır. İlk bebek hareketi genellikle yanlış bir şekilde açlık ve gaz ağrısı zannedilir. Hatta bir kadın, “Bluzumda bir böcek geziniyor zannettim, fakat sonradan bunun bebeğimin hareketi olduğunu fark ettim” diye anlamıştır.( Ben ise bebeğimin hareketlerini kabarcık patlaması gibi hissediyorum..)
Yirminci haftaya kadar bebek hareketlerinin hissedilmemesi beklenen bir durum olmadığından, hekiminizin ultrasonla değerlendirmesi gerekir. Eğer bebeğinizin kalp atımı güçlü ve her şey yolunda gidiyor gibi görünüyorsa, hekiminiz test yaptırmaya gerek duymayacaktır.
İlk bebek hareketleriyle ilgili kaygılar, daha sonra yerini hareketlerin yeterince sık olmaması ya da bir süre fark edilmemesinden kaynaklanan kaygılara bırakır. Bununla birlikte gebeliğin bu döneminde bu kaygılar gereksizdir. Fark edilebilir hareketlerin sıklığı büyük değişkenlik gösterir. Hareketlerin özelliği değişken olmasıdır. Bebek sürekli hareketli olduğu halde bunların yalnızca bir bölümü duyulabilir ölçüde kuvvetlidir. Öteki hareketler bebeğin rahim içindeki duruşundan (örneğin dışa değil iç tarafa dönük tekmelemesinden) dolayı, ya da sizin faaliyetinize bağlı olarak duyulmayabilir (siz yürürken çocuğunuz uyuyabilir ya da uyanık olabilir, veya çok meşgulseniz küçük hareketleri fark etmeyebilirsiniz). Ayrıca siz tam da bebeğinizin en hareketli olduğu dönemde uyuyor olabilirisiniz. (Birçok bebeğin en hareketli olduğu zaman gece yarısıdır)
Gün boyu hiç bebek hareketi duymamışsanız, durumu aydınlatmanın en iyi yolu akşamleyin tercihen bir bardak süt ya da iki saat uzanmanızdır. Sizin hareketsizliğiniz ve içtiğiniz şeyin vereceği enerji bebeğinizi harekete geçirecektir. Yine olmazsa bu kez birkaç saat uzanın, ama bu kez de olmamışsa kaygılanmayın. Birçok anne, 20. haftadan önce bir dönem bir yada iki gün, hatta bazen üç-dört gün boyunca hiçbir hareket hissetmeyebilirler. 20. haftadan sonra telaşa kapılacak bir durum olmasa da (kuşkusuz tahmin edersiniz ki bebeğinizin hareketleri başlamışsa), 24 saat boyunca bebek hareketi duymazsınız hekiminizi aramanız iyi bir düşüncedir.
28. haftadan sonra bebek hareketleri daha düzenli ve kararlı olmaya başlar. Artık yeri iyice daraldığı için hareketleri de sınırlanır. Daralmış yuvasında ancak dönebilir ve kıpırdanabilir. Başı leğene yerleştiğinde artık daha da az hareket edebilir. Araştırmalar, annelerin her gün bebeklerinin hareketlerini kontrol etme alışkanlığını edinmelerinin iyi bir uygulamaya olduğunu göstermiştir. Bu evrede, her gün hareket hissetmeniz koşuluyla, hareketin ne olduğu önemsizdir. Eğer hiç hareket hissetmiyorsanız veya ani panik benzeri bir hareket olursa hekiminize danışın.
Bebekler de insandır. Onların da bizim gibi topuklarıyla diz veya dirsekleriyle tekmeledikleri “hareketli” ya da uzanıp kaldıkları, “sakin” zamanları vardır. Çoğunlukla onun hareketliliği sizin ne yaptığınıza bağlıdır. Rahim dışındaki bebekler gibi, rahim içindeki bebekler de sallandıklarında uyurlar. Bu nedenle gün boyunca hareketli olduğunuz zamanlarda bebeğiniz gündelik ritminizle hareketsizleşir. Böylece -kısmen bebek yavaşlamış olduğundan, kısmen de siz meşgul olduğunuzdan- tekmeleri pek fark etmezsiniz. Siz yavaşlar yavaşlamaz bebeğiniz hareketlenmeye başlar. Bu yüzden bir çok gebe kadın bebek hareketlerini geceleyin veya sabahleyin yatakta hisseder. Ayrıca anne öğünde ya da öğün arasında bir şeyler yiyince, belki de kanındaki şeker miktarının artışına tepki olarak, bebeğin hareketliliği artabilir. Bazı gebeler kendileri sıkıntılı ya da sinirli olduklarında da bebeğin hareketlerinin arttığını bildirmişlerdir; bu durumda bebek annenin adrenaliyle uyarılmış olabilir.
Bebekler 24. ve 28. haftalar arasında en hareketli dönemlerini yaşarlar, anca bu dönemdeki hareketler düzensiz ve genellikle kısadır ve ultrasonda görülebilirse de meşgul olan annenin hissedemeyeceği niteliktedir. 28. ve 32. haftalar arasında bebek hareketleri, dinlenme ve hareketlilik olarak tanımlanan dönemlerle daha düzenli ve sürekli hale gelir.
Başka gebe kadınların bebekleriyle kendi bebeğinizin hareketlerini karşılaştırmayın. Her yeni doğan gibi ana karnındaki her bebek de hareketlilik ve gelişme yönünden kendine özgüdür. Bazılar her zaman hareketlidir, bazılarıysa çoğunlukla sakin. Bazılarının tekmeleri düzenlidir; bazılarının hareket düzenleri anlaşılamaz. Hareketliliğin kesin yavaşlaması ya da kesilmesi olmadığı sürece pek çok durum normaldir.
Son araştırmalar 28. haftadan itibaren bebeğin hareketlerini annenin günde iki kez, bir kez annenin daha hareket olduğu sabah saatlerinde ve bir kez de daha hareketli akşam saatlerinde kontrol etmesinin yerinde olacağını gösteriyor. Hekiminiz başka bir test önermediyse, aşağıdaki testi uygulayabilirsiniz:
Saymaya başladığınızda saate bakın. Her türden hareketi (tekme, çalkalanma, dönme) sayın. 10′a ulaştığınızda saymayı kesin ve saate bakın. Genellikle on dakika içinde on kadar hareket saymış olursunuz. Bazen biraz daha fazla olabilir.
Bir saat sonunda hala on hareket sayamadıysanız, süt için veya hafif bir şeyler atıştırın; sonra sırtüstü uzanın, gevşeyin ve saymayı sürdürün. On hareket saymadan iki saat geçmişse gecikmeden doktorunuzu arayın. Hareketin olmayışı mutlaka bir sorun olduğu anlamına gelmese de, zaman zaman bebekte sıkıntı işareti olabilir. Böyle durumlarda hızla eyleme geçmek gerekebilir.
Doğum yaklaştıkça bebek hareketlerini düzenli olarak kontrol etmek de giderek daha fazla önem kazanır.
Bebeğiniz rahimde büyüdükçe daha güçlenir ve bir zamanlar kelebek dokunuşu gibi olan hareketler artık iyice güçlü bir hale gelir. Kaburgalarınıza, rahim ağzına veya karnınıza canınızı yakacak kadar güçlü bir tekme yerseniz şaşırmayın. Özellikle güçlü bir saldırıya maruz kalırsanız, duruş şeklinizi değiştirmeyi deneyin. Bu, küçük saldırganın dengesini değiştirerek saldırıyı geçici olarak durdurabilir. 

Hamilelikte yorgunluk




Hamile bir bayan olarak vücudunuz, dinlenme esnasında dahi, bir dağa çıkan normal bir vücuttan daha çok çalışmaktadır. Bunun önemli bir sebebi, vücudunuzun, çocuğunuzun yaşam destek sistemi olan plasentayı oluşturmakta olmasıdır. Diğer mühim bir sebebi de bedeninizin, hamileliğin bedensel ve duygusal neticelerine uyum sağlama gayretidir. Bedeniniz hamilelik boyunca tam olarak uyum sağlayana ve plasentanın tam olarak oluşmasına kadar geçen zaman içerisinde daha çok enerjiye ihtiyacınız vardır. O vakte kadar fazla çalışmamalı ve gerçekten kendinizi kötü hissediyorsanız bir süre çalışmamalısınız. Fakat hamileliğiniz normal devam ediyorsa, işinizden izin almanız için de bir sebep yoktur. Hamile bayanların pek çoğu çalışmayı devam ettirdikleri müddetçe daha az sıkıntılı ve daha neşeli olmaktadırlar.Kendinize dikkat edin. Eğer bu ilk hamileliğiniz ise, bunun tadınız çıkarın; zira bir daha uzunca bir zaman suçluluk duymadan kendinizle ilgilenebilme şansınız olmayacaktır. Diğer taraftan evden zaten bir veya daha çok çocuğunuz varsa, ilginizi onlarla paylaştırmak zorundasınız. Fakat bir yandan da kendinizi harika anne olmak için zorlamamalısınız. Yeterli ölçüde dinlenmek, evinizin tertemiz olmasından veya evde 4 yıldızlı bir akşam yemeği vermekten çok daha fazla öneme sahiptir. Akşamları kendinizi yormayacak işlerle geçirin. Ayakta fazla kalmamaya özen gösterin; vaktinizi kitap okuyarak, tv seyrederek ya da bebek adları kitaplarını inceleyerek geçirin. Eğer daha büyük çocuklarınız varsa, kendinizi yoracak şekilde onları dışarıda, mahallede gezdirmek yerine onlara kitap okuyun veya evin içinde oyunlar oynayın .Bu arada dinlenmek için geceyi beklemeyin. Örneğin fırsat bulursanız öğleden sonra yapacağınız bir şekerleme sizi çok rahatlata bilir. Uyuyamıyorsanız uzanın ve elinize bir kitap alın. İşyerinde şekerleme yapmak tercih edilen bir durum değildir; ancak esnek bir çalışma düzeniniz ve rahat bir koltuğunuz varsa aralarda ya da öğlen tatilinde dinlenmeniz için bir neden yok. (Dinlenmek için öğle tatillerini tercih ediyorsanız yemek yemeyi de ihmal etmemelisiniz). Evde çocuklar varsa şekerleme yapmak güç olabilir ancak uyku zamanınızı çocuklarınızın uyku zamanına denk getirerek bu sorunu aşabilirsiniz (bunu önerirken evdeki yıkanmamış tabakları ya da yatağın altındaki toz topraklarını sorun etmeyeceğinizi varsayıyoruz).
Çalışırken yalnızca yorulduğunuz zaman değil, her zaman daha yorulmadan önce çalışmayı bırakmalısınız. Kendinizi tükendim dediğiniz zamana kadar zorlamanız kesinlikle iyi değildir. Çünkü fazla çalışmanın yalnızca sizin üzerinizde değil bebeğiniz üzerinde de istenmeyen etkileri vardır. Bir koşudaymış gibi değil, yürüyüşteymiş gibi çalışın. Biraz çalışın, biraz dinlenin. Zamanınız çocuğunu iş yaparak ya da iş dışında geçirirseniz ve sonunda kendinizi bitmiş hissetmeyeceksiniz.
Vücudunuzun uyarılarına kulak verin. Eğer yürüyüş yaparken nefesiniz kesilirse veya birden bire üzerinizde bir tonluk bir yük varmış gibi hissederseniz mola verin.Başkalarının size özen göstermesine izin verin. Anneniz ziyarete geldiğinde evi süpürme ya da toz almasına itiraz etmeyin. Ya da bırakın Pazar günü baba öbür çocuklarınızı hayvanat bahçesine götürsün. Alışveriş listelerini de kocanıza verin.
Geceleri bir ya da iki saat daha azla uyuyun. Gece haberlerini boş verin ve erkenden uyuyun. Bu arada eşinize sabah kahvaltıyı hazırlamasını söyleyin ki biraz daha fazla uyuyabilesiniz.
Günlük beslenmenizin yetersiz olmamasına dikkat edin. Demir, protein veya kalori eksikliği hamileliğin ilk aylarındaki yorgunluk duygusunu arttırabilir. Bu sebeple diyetinizi en az iki kez kontrol ederek günlük almanız gereken besinleri eksiksiz alıp almadığınızdan emin olun.

GEBELİKTE UYKUSUZLUK

Gebelik boyunca uyku alışkanlığınızda belirgin değişiklikler olacak.Bunların bir kısmı gebeliğe uyum sağlamanıza yerdımcı olurken bir bölümü de çektiğiniz sıkıntının artmasına neden olacak özelliktedir.
Erken gebelikte progesteron hormonu düzeyindeki aşırı artış nedeniyle uyku ihtiyacında belirgin bir artış olur.Erken dönemde anne adayları bu durumu genellikle ‘Başımı yastıktan kaldıramıyorum’ şeklinde tanımlarlar. Bulantı ve kusmalar da uyku gereksinimini arttırır.gündüz saatlerinde uyku gereksinimi hatta ‘dalıp gidivermek’ erken gebelikte anne adaylarının sık yaşadıkları bir durumdur.Buna karşın gece saatlerinde de sık idrara çıkma ihtiyacı nedeniyle uyku bölünmeleri olabilir. Fiziksel ve psikolojik değişiklikler de gece uykularının bölünmesinde rol oynar.
Bu dönemde gece uykusuzluğu yaşıyorsanız gündüz uykularını mümkün olduğunca azaltmaya çalışın.Yatağınızda dinlenme,kitap okuma veya televizyon seyretme gibi alışkanlıklarınız varsa bunlardan vazgeçmeye çalışın.
Gebelik haftası ilerledikçe mekanik zorluklara bağlı uyku problemleri ve uykusuzluk daha ön plana çıkar. Ancak psikolojik gerginlikler de etkisini sürdürür.Bu dönemde reflü de(mide yanması) gebeliğin ikinci üç ayından itibaren kaliteli bir uykuyu engellemeye başlayabilir.
Son üç ayda özellikle de doğum yaklaştıkça uykusuzluk giderek en büyük sıkıntı haline dönüşebilir.Son aylarda mekanik zorluklar ,mide yanması,sık idrar gereksinimi ve doğum konusundaki endişelerin hangisinin uykusuzluğunuzun en önemli nedeni olduğunu söyleyebilmek çok ta kolay değildir.

Normal Doğum Nasıl olur ?

Bebeğinizin, doğum kanalınız yoluyla dünyaya gelmesine normal doğum denir. Normal vajinal doğumun üç evresi vardır.
 1. Sancılarınızın başlamasından serviks (Rahim ağzı) açıklığının tam olmasına kadar süren ilk evre.
2. Bebeğinizin doğuşu ile tamamlanan ikinci evre. 
3. Plasentanın (Eş) çıkmasıyla tamamlanan üçüncü evre. 
,Üçüncü evrenizden sonra ise, kanama ya da yırtıklarınızın kontrolü yapılarak, epizyotomi veya varsa yırtıklarınızın dikilmesi işlemi yapılır.

Sizin sabrınızı ve dayanıklılığınızı zorlayabilen, vajinal doğumdan çekinmenize yol açan uzun süreli ağrılarınız, doğumunuzun birinci evresinde gerçekleşir ve bir amaca yöneliktir. Bu evrede genellikle düzenli aralıklarla gelen her sancınız, rahminizin kasılmasına, rahim ağzınızın açılmasına ve bebeğinizin aşağı doğru itilmesine neden olur. Başka bir deyişle, gelen her sancınız, bebeğinizi size biraz daha yaklaştırır.
ilk bebek için kırk beş, ikinci bebek için aşağı yukarı on beş dakika sonra, bebeğin başı görünür. Yani, kasılma dalgasının sonunda, bebeğin başı doğum kanalının sonuna gelmiştir. O anda anneye, artık ıkınmaması ve hemen soluk alıp vermesi söylenir. Bu sayede, diyafram boşalmış olur. Bundan böyle kadın, yalnızca hekim istediği zaman, eğer isterse ıkınacaktır. Böylece, bebek döl yatağından dışarı, şampanya şişesinin mantarının patlaması gibi değil de, hafifçe sıyrılır.
Önce bebeğin yanakları dışarı çıkar ve birlikte başı da gelir. Bu arada, henüz annenin karnı içinde olan omuzlarıyla bir hizaya gelmesi için bebeğin başı hafifçe döner. Kısa bir aradan sonra, omuzlar teker teker dışarı çıkar. Sonra sıvılarla birlikte bedenin geri kalan kısmı gelir. Anne eğilip bebeğine bakabilir. Çocuk, annesinin bedenini terkeder etmez soluk almaya ve ağlamaya başlar. Ancak, bazı bebeklerde bu, beş dakika gecikmeyle olabilir. Bebeğin solunum yolları mukustan temizlenir. Böylece, bebek rahat nefes almaya başlar. Döl yatağının içinde olduğu sırada, annesinin plasentasından beslenmesini sağlayan bağ, yani göbek bağı (ya da kordonu) iki yerden düğümlenir ve iki düğüm arasından kesilir. (Düğümlenen kısım küçülüp bebeğin göbeğini oluşturacaktır.) Bebek artık yepyeni bir varlık haline gelmiştir.
Doğumu izleyen üçüncü dönemde, kasılmalar devam eder. Bu kasılmalar plasentanın, döl yatağının kenarlarından kopup dışarı atılmasını sağlar. Bu dönem anneye, gerilim sonrası bir rahatlama dönemi gibi gelebilir. Gene de, doğum sancılarının ve doğumun önemli bir bölümüdür. Doğum sırasında genellikle hormon türevi olan bir iğne yapılır. Bu iğne, döl yatağının iyice kasılmasını ve üçüncü dönemin on beş dakikayı geçmemsini sağlar. Anne de, ıkınarak kasılmalara yardımcı olabilir. Doğumun ardından, ebe ya da hekim, perineye dikiş atılmasının gerekli olup olmadığına bakar. Gerekliyse doğumdan sonraki yarım saat içinde, lokal anestezi yapılarak dikiş atılır. Dikiş atılması, ağrı verici bir işlemdir. Ne var ki, bebek annenin yakınında ya da kolları arasındaysa, anne genellikle bu yepyeni, inanılmazyaratığa kendisini öylesine kaptırmıştır ki, neler olup bittiğinin hemen hiç farkına varmaz.
Doğumlar çoğunlukla pürüzsüz olur. Ama bazı durumlarda, birtakım terslikler olabilir. Sözgelimi, bazen bebek, döl yatağında doğuma en elverişli biçimde yatmamış olabilir. Hekimler bebeğin döl yatağı içindeki yatış biçimini, annenin karnına dokunarak, karnını muayene ederek anlayabilirler. Bazı durumlarda ise, plasenta doğum kanalının öteki tarafında, bebeğin başı önünde bulunabilir. Bu durumda çocuğu sezaryanla almak gereklidir.

EMZİRME

Anne sütü bebek için en ideal besindir. Bebeğinizin büyümesini sağlamak için yeterli miktarda protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve demir içerdiğinden besleyicilik açısından son derece dengelidir. Ayrıca bebeğiniz büyüdükçe farklı gereksinimlerini karşılayacak şekilde anne sütünün içeriği de değişir.

Birleşik Krallık hükümeti, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) anne sütünün bebek beslenmesi için en iyi süt olduğu önerisini desteklemektedir. WHO ayrıca bebeğin ilk altı ay (26 hafta) boyunca sadece anne sütüyle beslenmesi gerektiğini de belirtmektedir. Katı yiyeceklere geçildiğinde de emzirmeye devam edilmelidir.

Emziremeyen veya emzirmemeyi tercih eden kadınların diğer seçeneklere ilişkin bilgi ve tavsiye almak üzere GP’lerine veya ebelerine danışmaları gerekir. Bu,bebeğinizin gereksinim duyduğu besinleri almasını sağlayacağı için önemlidir.Nasıl etki eder?

Bebekler doğduklarında güçlü bir emme içgüdüsüne sahiptirler. Sütünüzün gelmeye devam etmesi için bebeğinizi acıktıkça, sık sık emzirmenizgerekir.Doğumun ardından, vücudunuz anne sütü üretimini stimule eden prolaktin (birhormon) salgılamaya başlar. İlk birkaç gün boyunca, kolostrum (ağız sütü) adıverilen koyu, sarımsı renkli bir madde gelir. Bu sıvı yağ ve protein yönünden zengindir ve bebeğiniz tarafından kolayca sindirilir. 3-4 gün sonra normal sütsalgısı gelmeye başlar. Ağız sütünün yerini normal süte bırakması 2 haftaya kadarsürebilir.Memelerden iki tür süt salgılanır; bunlardan biri sıvı ve susuzluk gideren ön süt;ikincisi ise koyu kıvamlı besleyici madde yönünden zengin son süttür. 
Bebeğin her ikisinden de yeterince yararlandığından emin olmak için, diğer memeye geçmeden önce bir meme tamamen boşalana kadar emzirmeye devam edilmelidir.Bebek memeyi iyice emmeye başlayınca, bir hormon süt akışının başlamasınısağlar. Bu en sonunda bebek her ağladığında veya beslenme saatlerinde birrefleks haline gelir.Ne zaman yapılmalıYeni doğan bebekler 2-3 saatte bir acıkır. Ancak, bebeğiniz hızlı büyümedöneminde ise , daha sık beslenmesi gerekebilir. Bebeğinizi acıktığında veya beslenmek istediğini düşündüğünüzde besleyin. Emzirme işlemi sizi çok rahatsız ediyorsa, ebenizle konuşun – emzirmenin normalde canınızı acıtmaması gerekir. 

Yapılması gerekenler


Emzirme sırasında bebeğinizin gerektiği şekilde desteklendiğinden ve vücudu sizinkine dönük halde göğsünüzle aynı hizada olduğundan emin olun. Destek olarak minderlerin kullanılması işe yarayabilir. Bebeğinizin tüm meme ucunu veetrafındaki alanın da olabildiğince büyük bir kısmını (areola) ağzına alması gerekir.Bu sayede ağzına yeterli miktarda süt akışı gelecektir. Kısa bir emme hareketinden sonra yutma sesinden başka bir ses çıkarmayan güçlü, istikrarlı çene hareketleribaşlar.Bebeğinizi her iki memenizden de emzirin ve bir meme boşalmadan diğerine geçmeyin. Ancak bebeğiniz ikinci memenize geçmeden doyabilir. Bu durumda birsonraki emzirmenize bu memeden başlayın. Besledikten sonra, bebeğinizin gazını çıkarmasını sağlayın. Bebeği göğsünüze dayayarak kucağınızda tutun ve hafifhareketlerle sırtını ovalayın. YararlarıYeni doğmuş bir bebeğin bağışıklık sisteminin olgunlaşması ve antikor üretmesizaman alır. Annenin antikorlarıyla dolu olan anne sütü bebeği kendi bağışıklık sistemi devreye girene kadar çeşitli enfeksiyonlardankorur.Ayrıca anne sütü bebek tarafından kolaylıkla sindirilir ve zaman içinde bebek büyüdükçe değişen gereksinimlerini karşılamak üzere sütün içeriği de değişir.Anne sütü bebeğin çocukluk döneminde ve ileriki yaşlarda alerji, diyabet ve bellikanserlere yakalanma riskini azaltabilir. Biberonla beslemeden farklı olarak,emzirme bedavadır, herhangi bir ekipman veya sterilizasyon işlemi de gerektirmez.Emzirme uterusun (rahim) gebelikten önceki boyutuna geri dönmesine yardımcıolur. Kilo vermeye ve regl öncesi sendromların hafiflemesine de yardımcı olabilir.Ayrıca annenin yeni doğmuş bebeğiyle birlikte rahatlamasını ve bu zamanın birliktekeyfini çıkarmalarını da teşvik eder.Öneriler – sağlıklı beslenmeDengeli ve zengin çeşit içeren bir beslenme ve bol su içme (günde sekiz bardak)emzirme sırasında büyük önem taşır. Anne ve bebeğin sağlıklı kalmasına yardımcıolur. Alkol ve nikotin bebeğin sindirimini zorlaştırabileceğinden, bunlardan kaçınılmalıdır.Emzirmeyi mamayla kombine etmek istiyorsanız, önce emzirmenin rayına oturduğundan emin olun. Biberonla mama vermeden emzirmeye geçmek,emzirmeden mamaya geçişten daha zordur. Anne sütü sağılarak biberona konabilir ve daha sonra kullanılmak üzere buzdolabında saklanabilir veyadondurulabilir. Çalışıyorsanız ve ancak günün belli saatlerinde bebeğinizi emzirebiliyorsanız, bu oldukça pratik bir çözümdür.


Öneriler – gebelikten korunma 


Emzirme hamile kalmanızı engelleyebilir. Bunun olabilmesi için, altı aylıktan dahaküçük bir bebeği tam olarak emziriyor olmanız gerekir. Ayrıca, bebeğinize başkaherhangi bir yiyecek ve içecek vermemeniz gerekir, böylece hiçbir emzirmekaçırılmamış olur.Ayrıca, bebeğinizin doğumundan beri normal regl kanamalarınızın kesilmiş olmasıda gerekir. Tüm bu koşullara uysanız dahi, hala gebe kalabilme ihtimaliniz vardır.Bu nedenle prezervatif, sadece projesteron içeren hap veya rahim içi araç (spiral)gibi ek önlemler de alın.


Emzirmeyle ilgili sorunların çoğu bebeğin pozisyonunun doğru olmamasındankaynaklanır. Bu sorun bazı basit değişiklikler yapılarak kolayca çözülebilir. Ebeniz size bu konuda tavsiye verebilir.Özellikle ilk birkaç hafta boyunca, bir emzirme rutini oturtmaya çalışırken memelersertleşir ve süt dolar. Memelerinizin üzerine ılık kompres (tülbentle) yaparak ve aşağı doğru masaj yaparak süt akışını teşvik etmeyi deneyin.

Emzirmenin ardından bebeğiniz bir memeyi tam olarak boşaltmamışsa, kalan sütü sağabilirsiniz. Bu sayede üretilen süt miktarı aynı kalır ve sağılan süt daha çok besleme için – örneğin bebeğiniz hızlı büyüme dönemindeyse – kullanılabilir.Grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız, memeleriniz ağrılıysa ve kırmızı lekeler oluştuysa mastit (meme iltihabı) olmuş olabilirsiniz. 

Mastit tüplerden (kanallardan)birinde meydana gelen tıkanma sonucu ortaya çıkan bir meme enfeksiyonudur.Genellikle antibiyotik kullanılarak tedavi edilir. Emzirmeye devam etmek sütünüze veya bebeğinize herhangi bir zarar vermez.

Emzirme sorunları yaygın görülür. Hem anne hem de bebek için emzirmeyealışmak zaman alabilir. Ancak, emzirmenin anne ve bebek için sayısız yararıolması nedeniyle gayret etmenize değer.