Başta hamileler ve doğum yapan annelerde olmak üzere insanların tüm yaşamları boyunca özellikle de seyahat edenlerin giyebilmeleri için geliştirilen ve hareketsiz bacakları rahatlatmada, bacaklarda oluşabilen ödemleri gidermede ve varis oluşumunu da engellemede, yorgun bacakları rahatlatmada kullanılan rahatlatıcı çorap (doğum öncesi ve sonrasında, uzun yapılan seyahatlerde kullanımı) artık Türkiye’ de annelere sunuluyor.
İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu andan itibaren sürekli olarak bir gelişim içerisindedir. Gelişim ve değişim süreçlerinde özellikle üretilen ürünlerin insan yaşamını kolaylaştırma ve insan sağlığına uygunluk durumları önem kazanmıştır.
İnsanların yaşamları boyunca fizyolojilerinde birçok değişiklik olur. Bu fizyolojik değişikliklere göre bireyler yaşamlarını düzenleyerek hayatlarını sürdürmektedirler. Özellikle bayanların hamilelik dönemlerinde yüksek oranda olmak üzere hormonal değişikliklere bağlı olarak yaşamları boyunca fizyolojilerinde kalıcı ve geçici birçok değişiklik meydana gelmektedir. Bu fizyolojik değişikliklere göre yaşamını düzenleyen bireyin bu düzenlemeye yardımcı olacak ürünlere ihtiyacı olmaktadır.
Hamile bayanların sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmeleri için özellikle hamileliğin son dönemlerinde genellikle fazla hareket etmemeleri gerekmektedir. Buna bağlı olarak fazla hareket edilmemesi bacak bölgelerinde kan toplanması sonucu şişlikler ve ödemler meydana gelebilmektedir. Ayrıca yine hamilelik döneminde sıklıkla görülen varis problemi ortaya çıkabilmektedir.
Varis Nedir?
Varis, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle genişleyen toplardamarların kıvrımlı bir hal alması olarak tanımlanabilmektedir. Gebelikte, büyüyen bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak için kan hacmi belirgin bir şekilde artar. Dolaşımda daha fazla kan bulunduğundan özellikle bacaklarda kanın göllenmesi kolaylaşır. Toplardamarların kapakçık mekanizması kanı kalbe doğru pompalamada yeterince başarılı olamaz. Bu da cilt yüzeyindeki venlerin (toplardamarların) belirginleşmesine ve belli bir süre sonra varisleşmesine neden olabilir.
Varis Görülme Sıklığı Nedir?
Hamilelik haricinde de varis, bacakların şişmesi ve ödem oluşumu yukarıda bahsedilen sebepler ve benzerleri neticesinde birçok insanda gözlemlenmektedir.
Yukarıda bahsedilen sorunlara karşı yirminci yüzyılın başlarından itibaren başta hamileler olmak üzere varis çorapları kullanılmaya başlanmıştır. Ancak varis çorapları külotlu çorap şeklinde üretildiğinden hamile bayanlar karın bölgelerindeki genişlemeden dolayı ürünleri kolaylıkla kullanamamaktadırlar. Ayrıca külotlu şekilde üretilen varis çoraplarını giyip çıkarma işlemi de zor olduğundan dolayı tüm bireyler için kullanım açısından problem oluşturmaktadır.
Günümüzde Varis Çorapları
Günümüzde ki varis çorapları belli basınçlarda üretildiklerinden kalın iplikle dokunmaktadırlar bunun sonucunda da giyen kişiyi sıkmakta ve tercih edilmemektedirler. Ayrıca her yerde bulunmadığından ve fayda bulunup önerilmediklerinden de yaygınlaşamamaktadırlar. Ancak özellikle hamilelik zamanı ve sonrasında hareketsiz kalan bacakları desteklemek için bir yardımcı ürün zorunluluğu da günümüzde açıkça gözükmektedir.
Milk’nmom Rahatlatıcı Çorap, yukarıda bahsedilen sorunlar göz önüne alınarak geliştirilmiştir. Söz konusu buluş diz altı çorap olarak dizayn edildiğinden dolayı hamile bayanlar da rahatlıkla giyebilmekte ayrıca normal bireylerde giyip çıkarma işlemi sırasında hiç zorlanmamakta ve çoraplar kolaylıkla zaman harcamadan giyilip çıkartılabilmektedir. Söz konusu bu ürün, yumuşak iplikten üretildiğinden ve dokusu yumuşak olduğundan giyen kişiyi rahatlatmaktadır. Böylece tam olarak hamilelik esnasında istenen rahatlık sağlanabilmektedir.
Milk’nmom Rahatlatıcı Çorap, hamilelik ve sonrası –emzirme dönemindeki annelere- fokuslu olarak üretimi tasarlandığı için bu dönem annelerinin direkt tercih edeceği bir doku taşımaktadır. Renkli ambalaj ve kutu üzeri tasarımı ile direkt anne adayları ve annelerin dikkatini çekmek üzere oluşturulmuş olup alışveriş esnasında hatırlatıcı bir unsur şeklinde sunulmaktadır.
Söz konusu Milk’nmom Rahatlatıcı Çorap kutusunun üzerindeki bilgilendirmeler sayesinde kullanıcı kişi ürünü nasıl ve ne sıklıkla kullanacağını konusunda bilinçlenmektedir.
Ürünün Açıklaması
Milk’nmom Rahatlatıcı Çorap (doğum öncesi-sonrasında ve uzun seyahatler için) olup, yumuşak iplikten (ana iplik 320 dtex elastane ve yardımcı iplik 44dtex- 34 flament x2) fokuslanarak üretilen dokusu yumuşak ve diz altı boyda tekstil ürünüdür.
Ürün, diz altı kısımdaki bölüme varis ya da ödem giderilmesi için gerekli basıncı kullanıcıyı rahatsız etmeden sağlamaktadır.
Ten Rengi ve Siyah Renk olarak üretilmiştir ve S, M, L ve X-Large olarak bedenleri mevcuttur. Anne ve anne adaylarının baldırlarını ölçerek alacakları ölçüye göre kutunun üzerindeki tablodan kendilerine uygun olan bedeni kolaylıkla bulacaklardır.
Rahatlatıcı çorap (doğum öncesi ve sonrasında, uzun seyahatlerde) olup, özelliği; yumuşak iplikten (ana iplik 320 dtex elastane ve yardımcı iplik 44dtex- 34 flament x2) fokuslanarak üretilen, dokusu yumuşak ve diz altı boyda tekstil ürünüdür.
RAHATLATICI ÇORAP (DOĞUM ÖNCESİ VE SONRASINDA, UZUN SEYAHATLERDE)
Bu buluş, başta hamileler ve doğum yapan annelerde olmak üzere insanların tüm yaşamları boyunca özellikle de seyahat edenlerin giyebilmeleri için geliştirilen ve hareketsiz bacakları rahatlatmada, bacaklarda oluşabilen ödemleri gidermede ve varis oluşumunu da engellemede, yorgun bacakları rahatlatmada kullanılan rahatlatıcı çorap (doğum öncesi ve sonrasında, uzun yapılan seyahatlerde kullanımı) ile ilgilidir.
13 Haziran 2014 Cuma
12 Haziran 2014 Perşembe
ANNE DİREKSİYONDA
Bebekle hem Amerika’da hem Türkiye’de direksiyona geçmiş bir anne olarak aradaki büyük farkı üzülerek deneyimledim. Ülkemizde ne yazık ki kadın olarak trafikte yer almak çok zor. Bir de anne olup arabamızda çocuğumuzu taşırken bir takım tacizlere, sıkıntılara maruz kalmak işimizi daha da zorlaştırıyor.
Ben de elimi taşın altına sokmak, bugünden bir şeyleri düzeltmek üzere adımlar atmak istedim. Herkesin desteğini alarak bugün bu konuda tohumlar atalım istiyorum. “Anne Direksiyonda” projesinin amacı çocuğuyla birlikte arabasına binip direksiyona geçen annenin araba içinde yaşadıklarını anlatabilmek, gösterebilmek, diğer sürücülerin araba kullanan annelere karşı trafikte daha saygılı olmalarını sağlamak.
Neden kadın sürücü değil, ANNE sürücü?
Ülkemizde ne yazık ki kadın hak ettiği değeri hala göremiyor. Trafikte de bunun “acemi şoför, kadın şoför değil mi işte ne olacak” şeklinde yansıması oluyor. Oysaki anne her zaman saygı görüyor toplumumuzda. Şimdi “anne sürücü” ile başlayan çalışmamız ileride tüm “kadın sürücüler” üzerinde etkisini gösterecektir. Tüm diğer sürücülerin anne sürücülere karşı empati yapabilmesi için arabanın içinde yaşananları görmeleri etkili olacaktır. İşte bu yüzden video çalışmaları yapılacak. Hatta kamu spotu hazırlanacak. Araç stickerları dahil tüm iletişim mecraları kullanılacak.
İletişim çalışmalarında, verilecek mesajlarda özellikle iki nokta çok önemli:
1. * Anne kadın haliyle resmedilecek, erkeksileştirilmeyecek.
2. * Anne sürücünün acemi şoför olarak algılanmasına izin verilmeyecek. Acizlik durumu yaratılmayacak.
Projenin basamakları:
Anneler için: Anne sürücüler için eğitimler, çocukla araba kullanırken dikkat etmeleri gereken noktalar, direksiyondayken işlerine yarayacak pratik öneriler
Diğer sürücüler için: Anne sürücünün seyir halindeyken arabada yaşadığı muhtemel durumlara diğer sürücülerin dikkatinin çekilmesi Herkes için: Ön koltukta çocuk oturtulmaması, oto koltuğu kullanılması
Projenin sosyal medya ile başlayıp tüm iletişim mecralarında duyurulması, tüm Türkiye’ye yayılması planlanmaktadır.
Sponsorlar ile de büyüyecek olan projedeki uzun vadeli nihai hedef şudur:
Kızlarımız, çocuklarımız trafiğe çıkıp araç kullanma yaşına geldiklerinde daha güvende olsunlar, hak ettikleri saygıyı görsünler.
Biz bugünden tohumlarını ekelim. #annedireksiyonda bir ailemizle.tv projesidirJ
sosyal medya hesapları;Ben de elimi taşın altına sokmak, bugünden bir şeyleri düzeltmek üzere adımlar atmak istedim. Herkesin desteğini alarak bugün bu konuda tohumlar atalım istiyorum. “Anne Direksiyonda” projesinin amacı çocuğuyla birlikte arabasına binip direksiyona geçen annenin araba içinde yaşadıklarını anlatabilmek, gösterebilmek, diğer sürücülerin araba kullanan annelere karşı trafikte daha saygılı olmalarını sağlamak.
Neden kadın sürücü değil, ANNE sürücü?
Ülkemizde ne yazık ki kadın hak ettiği değeri hala göremiyor. Trafikte de bunun “acemi şoför, kadın şoför değil mi işte ne olacak” şeklinde yansıması oluyor. Oysaki anne her zaman saygı görüyor toplumumuzda. Şimdi “anne sürücü” ile başlayan çalışmamız ileride tüm “kadın sürücüler” üzerinde etkisini gösterecektir. Tüm diğer sürücülerin anne sürücülere karşı empati yapabilmesi için arabanın içinde yaşananları görmeleri etkili olacaktır. İşte bu yüzden video çalışmaları yapılacak. Hatta kamu spotu hazırlanacak. Araç stickerları dahil tüm iletişim mecraları kullanılacak.
İletişim çalışmalarında, verilecek mesajlarda özellikle iki nokta çok önemli:
1. * Anne kadın haliyle resmedilecek, erkeksileştirilmeyecek.
2. * Anne sürücünün acemi şoför olarak algılanmasına izin verilmeyecek. Acizlik durumu yaratılmayacak.
Projenin basamakları:
Anneler için: Anne sürücüler için eğitimler, çocukla araba kullanırken dikkat etmeleri gereken noktalar, direksiyondayken işlerine yarayacak pratik öneriler
Diğer sürücüler için: Anne sürücünün seyir halindeyken arabada yaşadığı muhtemel durumlara diğer sürücülerin dikkatinin çekilmesi Herkes için: Ön koltukta çocuk oturtulmaması, oto koltuğu kullanılması
Projenin sosyal medya ile başlayıp tüm iletişim mecralarında duyurulması, tüm Türkiye’ye yayılması planlanmaktadır.
Sponsorlar ile de büyüyecek olan projedeki uzun vadeli nihai hedef şudur:
Kızlarımız, çocuklarımız trafiğe çıkıp araç kullanma yaşına geldiklerinde daha güvende olsunlar, hak ettikleri saygıyı görsünler.
Biz bugünden tohumlarını ekelim. #annedireksiyonda bir ailemizle.tv projesidirJ
www.facebook.com/annedireksiyonda
https://twitter.com/annedrksynda
DOĞUM ÖNCESİ DOKTOR SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KRİTERLER
Hamilelik ve öncesinde doktor seçimi oldukça önemli, üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir konudur. Hamilelik sürecini rahat geçirebilmeniz için bu konuya dikkat etmelisiniz.
Doktorunuzu seçerken ilk önce etrafınızdaki akraba ve arkadaşlarınızın tavsiyelerini dikkate alabilirsiniz. Fakat kişisel farklılıklardan dolayı, başkasının iyi anlaştığı bir doktor size uygun olmayabilir. O nedenle tek başına tercih etme kriteri olmamalıdır.
Doktor tercih ederken;
*Doktorunuza güvenmek,
Doktorunuzun yanında kendiniz rahat hissetmeniz ve ona gerçekten güven duymanız çok önemli. Doktorunuzun tedavinizle ilgili vereceği kararlar sağlığınız direkt olarak etkileyecektir. Eğer doktorunuza güven duymazsanız, onun size önerilerine uymakta zorlanırsınız. Kaliteli bir sağlık hizmeti alabilmeniz için ilk şart doktorunuza güven duyabilmenizdir.
*Doktorunuzun Mesleki Deneyimi,
Doktorunuzun mesleki deneyimini sorgularken bazı noktalara dikkat etmekte fayda vardır. Tıp bilimi çok hızla ilerlemekte ve her branş kendi içinde alt branşlara ayrılıp, uzmanlaşmalar olmaktadır. O nedenle doktorunuz sizi muayene edip, başka bir uzmana yönlendirmesi, onun yetersiz veya kötü olduğunu göstermez. Bu durum ekip çalışması içinde bulunan klinikler de fazlaca görülmekte ve doktorunuzun yetersizliği değil sizin sağlığınıza verdiği önemi gösterir.
*Doktorunuzun yaklaşımı,
Doktorunuz sizi soru sormaya özen gösteriyor, sorularınız dikkatle dinliyor ya da dinlemiyor mu? Sizi muayene ederken sizler ne kadar ilgili? sizi soru sormaya teşvik ediyor mu?
Durumunuz hakkında size detaylı bilgi veriyor, alternatifleri açıklıyor mu?
Bunlar çok önemli olup, durumunuz hakkında bilgi edinmek, nedenini öğrenmek, riskleri, tedavi yollarını öğrenmek bir hasta olarak sizin hakkınızdır.
Eğer doktorunuzla bu iletişimi kurabiliyorsanız, doktorunuzu belirlemede önemli bir rol oynamaktadır.
*Ulaşılabilirlik,
Günümüzde iletişim ne kadar önemli herkes tarafından bilinmekte. Özellikle bebek bekleyen bir gebe de ihtiyaç duyduğu her an doktoruna ulaşmak isteyecektir. Özellikle bebek bekliyorsanız, bu durum daha bir önemlidir. Her ihtiyaç duyduğunuzda doktorunuza telefon, e-mail vb. iletişim araçlarıyla ulaşabilmeli ve cevap alabilmelisiniz. Bazı problemler muayeneye gitmeden, evden bile çözüle bilinir..
*İletişim,
Doktorunuzun sizin anlayacağınız dilden konuşması çok önemli. Size bilgi verirken tamamen tıbbı terimlerle konuşması sadece sizin kafanızı karıştıracaktır. O nedenle doktorunuzla konuşurken, onun ne demek istediğinizi anlamanız da çok önemli..
Sonuç olarak doktorunuzu seçerken;
-Kendinizi yanında rahat hissettiğiniz,
-Aklınıza gelen soruları rahatça sorabildiğiniz,
-Sorduğunuz sorulara cevap alabildiğiniz,
-Durumunuz hakkında yeterli ve aydınlatıcı bilgi alabildiğiniz,
-Gerektiği zamanlarda cep telefonuyla veya e-mail yoluyla rahatça ulaşabildiğiniz,
Muayeneden çıktığınızda aklınızda herhangi bir şüphe kalmadan gönül rahatlığıyla eve dönebilmenizi sağlayan doktor, sizin için en uygun doktor olacaktır.
DOĞUM YÖNTEMLERİ
Günümüzde birçok doğum çeşidi sunuluyor; Planlı sezaryen, epidural anestezi ile doğum, suda doğum, doğal doğum, doğum başladıktan sonra sezaryen.
Normal doğum
Hamileliğin 40. haftasından sonra, doğumun genital kanaldan olacağı, müdahale gerektirmeyen, kendiliğinden başlayan ve belli bir sürede gerçekleşen doğumlardır. Bu doğumlarda baş gelişi olmalı, fazla kanama olmamalı ve sağlıklı bir bebek ve anne olmalıdır. Aynı gün ihtiyaçlarınız için ayağa kalkabilir ve normal yemek yiyebilirsiniz. Hatta 4 saat sonra her şey yolunda ise evinize de taburcu olabilirsiniz.
Bu şartların dışındaki durumlarda farklı doğum yöntemleri uygulanmalıdır.
Vakumla doğum
Normal doğumlarda bebeğin doğum kanalından geçerken ilerleyemediği, doğumu yaptıran kişinin doğumu hızlandırmak istediği veya annenin yeterince güçte bebeği itemediği durumlarda, rahim ağzı tam genişlemişken bebeğin başı üzerine vakum aletinin yerleştirilmesi ile bebeğin dışarı doğru çekilmesi işlemidir.
Forsepsle Doğum
Forseps bir yumuşak doku tutma aleti olup fetüs başının çevrilmesini sağlamak ve doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılır. Fakat günümüzde pek kullanılmamaktadır.
Epizyotomi Uygulanması
Epizyotomi bebeğin geçişine izin vermek amacıyla yapılan kesidir. Bebeğin yaptığı basıncın rahatlatılması, yırtılmaların önlenmesi, doğumun 2. evresinin kısaltılması amacıyla epizyotomi uygulanmaktadır.
Sezaryen
Yaşayabilecek hale gelmiş bir fetüsün karın ön duvarına yapılan kesilerle plasenta ile birlikte dışarıya çıkarılması amacıyla yapılan cerrahi işlemdir.
Sezaryen ya doğum belirtileri ile veya bebeğin olgun olduğu ortalama 38 hafta civarında planlı olarak yapılabilir. Eğer planlı sezaryen için hastaneye gelmişseniz aç karına gelmelisiniz ki tüm problemler en aza indirilsin. Gerekli hazırlıklar ve anestezi muayenesi sonucunda ameliyathaneye alındıktan sonra uyumadan evvel karnınız özel bir solüsyonla silinir ve steril örtüler örtülür. Daha sonra anestezi verilerek uyuma işlemi başlar ve hemen açılan karından 2-3 dakika içinde bebeğiniz çıkarılır ve göbeği bağlanarak kesilir. Daha sonra yapılan işlemler açılan rahmin ve karın katlarının dikilmesinden ibarettir.
Sezaryenden yaklaşık 6-8 saat sonra ayağa kalkar ve sulu gıdalardan başlamak üzere gaz çıkışı ve barsak hareketlerinin normale dönmesi süresince normal gıdalara geçilir ve 3 gün içinde taburcu olabilecek duruma gelirsiniz. Sonuçta yaranız iyileştiğinde ortalama 7-8 gün içinde rahatlıkla eski hayatınıza dönebilirsiniz.
Hangi yöntem, seçerseniz seçin, tek amaç vardır. O da öncelikle annenin sağlığına zarar vermeden sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesidir.
BEBEĞİNİZİN YETERİ KADAR YEMEDİĞİ KONUSUNDA ENDİŞELİYSENİZ ŞUNLARI BİR DÜŞÜNÜN;
-Bebeklerin ne kadar yemesi gerektiği konusundaki
düşünceleriniz, tombul bebeklerin sağlıklı bebek sayıldığı günlerden kalmadır.
-Bebeğiniz kendi iştah ve ihtiyaçları konusunda uzmandır.
-Bebeğinizin kendi kendine yediği katı gıda miktarı püre ile
beslenen bir başka bebekle kıyaslayabilirsiniz.Püre halindeki yiyeceklerin su
yada sütle karıştığını ve gerçekten daha fazla göründüğünü unutmayın.
-Aynı yaş, kilo ve hareket seviyesindeki bebeklerin bile
farklı miktarlarda yiyeceğe ihtiyacı olabilir.Çünkü metabolizmaları farklıdır.
-Bebeklerin mideleri küçüktür( yaklaşık yumrukları kadar)Bu
yüzden sık sık ama az az yemeleri gerekmektedir.
-İlk katı gıdalar bebeklerin sütlerine katılmalıdır, sütle
yer değiştirmemelidir.
-Bazen bebeğinizin yedikleri hakkında kendi kendinize
hileler yapın. Bebeğinizin yemesi için a yiyecek verirseniz daha fazlasını
isterse, bu durum sizi memnun eder.
-Bebeğinizin idrarında ve dışkısında bir problem yoksa,
sağlıklıysa ve gelişimi düzgün bir şekilde devam ediyorsa , yeterli miktarda
yemek yediği konusunda emin olabilirsiniz.
TÜP BEBEK KONUSUNDA UZMAN OLAN PSİKOLOG GONCA ŞENSÖZEN İLE RÖPORTAJIM
1
)
Merhaba. 2000 senesinde Boğaziçi
Üniveristesi’nde klinik psikoloji yükseklisansımı tamamladım. O zamandan beri
psikoterapist olarak çalışıyorum. 2004-2010 yıllarında İstanbul Cerrahi
Hastanesi Tüp Bebek Servisi’nde uzman psikolog olarak görev yaptım. Türkiye’nin
dört bir yanından gelen hastalarla hem bireysel terapi hem de grup destek çalışmaları
yaptım. O süreçte “Tüp Bebeği Beklerken” isimli söyleşi kitabımı yayınladım.
Halen özel bir merkezde terapi çalışmalarımı sürdürmekteyim. Zaman zaman hamile eğitimlerinde sürecin
psikolojik etkileri hakkında bilgiler vermekte, çiftleri doğum sonrası
lohusalık dönemi ve bebeğe alışmak ve bağlanmak konusunda bilgilendirmekteyim. Aynı
zamanda üniversitedeki çalışmalarıma devam ediyorum.
2)
Çiftin
tedavi sürecine hazır olması gerekir mi?
Tüp bebek tedavisinin
zamanlaması çok önemli. Zamanlama konusunda “tarihsel zamanlama” ve “kadının
psikolojik zamanlaması”nı ayrı ayrı dikkate almak gerekiyor.
Bir yıldır denediği halde çocuk
sahibi olamayan çiftlerin, en kısa zamanda bir kadın doğum uzmanına
başvurmaları gerekir. Buna tarihsel zamanlama diyebiliriz. Ne olup bittiğini
anlamak konusunda vakit kaybetmemek, doğal yolla çocuk sahibi olmak konusunda
bir engelin olup olmadığını anlamak ve bunun ne olduğu ortaya çıkarmak, sonra
da tedavi seçeneklerini belirlemek.
Bir de “kadının psikolojik
zamanlaması” var. Çift, özellikle de kadın, varolan durumu, yani doğal yolla
çocuk sahibi olmanın güçlüğünü ve tedavinin gerekliliğini henüz kabullenememiş
ise kendi içinde bir karmaşa yaşıyor. Bir tarafı bu tedavinin gereksiz olduğunu
düşünürken, diğer tarafı bu tedavinin zorunlulukları altına giriyor. Bunu aynı
anda hem evet hem de hayır demeye benzetebiliriz. Böyle bir durumda ortaya
nasıl bir cevap çıkar? Kadın tedaviyi kabullenmediğinde yaşanan durum tam
olarak böyle oluyor. Bu şartlarda kadın tedaviye tam adapte olamıyor ve bu
durum tedavinin gidişatını olumsuz etkileyebiliyor.
Kısaca doğru zamanlama, maddi
şartları bir kenara bırakacak olursak, çiftin ama özellikle de kadının bu
tedaviye ne kadar hazır olup olmadığı ile çok ilgili.
Neden özellikle kadının hazır olması
önemli diye soracak olursan ise çok basit. Çünkü doğal yolla çocuk
sahibi olamama sebebi sperm ile ilgili olsa bile tüm tedavi kadının vücuduna
uygulanıyor. Bu yüzden kadın çok daha birebir yaşıyor tedavinin gereklerini ve
tabi ki de bu süreçten çok daha fazla etkileniyor.
Yani erkek son derece istekli
ve hazır hissederken, kadın böyle hissetmeyebilir. Bu noktada kadını zorlamak
yerine, onun bu tedavi ile ilgili çekincelerine değinmek ve kadına zaman
tanımak yerinde olur. Bu konuda psikologların çok yardımı oluyor. Tedavi
başlamadan birkaç ay önce başlayan psikoterapi seanslarında, kadınlar tedaviye
bedenen ve zihnen daha iyi hazırlanıyorlar.
3)
Kadın ve erkek farklı duygular
yaşayabilir bu süreçte. Neler hissederler?
Geleneksel
anlamda annelik tanımı ile kadınlık; babalık tanımı ile erkeklik çok içiçe
girmiş durumda. Infertilite problemi ortaya çıkmadan önce geleneksel
kadın-erkek rollerine bürünmemiş olan çiftlerde bile, problemin teşhis edilmesi
ile birlikte beliren bir konu “kadın olmak”, “yeterince kadın olmak” ya da
“yeterince erkek olmak”. Çünkü toplumda kadın ya da erkek olmak üreyebilmek ile
yakından bağdaştırılıyor. Bir kadının üreme kapasitesi ile ilgili sorun
yaşanıyor ise, o kadın, kendini yeterince kadın hissetmediğini söylemeye
başlayabiliyor.
İlginçtir
ki çiftin tüp bebek tedavisinin sebebi erkeğe (sperme) bağlı bir faktör olsa
dahi, kadınların bu tedavi içerisinde, kendi kadınlıkları ile ilgili
yetersizlik duyguları yaşayabildiğini gözlemliyoruz. (“Sorunun spermden kaynaklandığını bilsem de hamile kalamayan ve
doğuramayan ben olduğum için tam bir kadın gibi hissedemiyorum” diyen çok
hastam oldu.)
Erkek
için ise durum farklı seyrediyor. Yani eğer tüp bebek tedavisi kadının üreme
sistemindeki bir faktörden kaynaklanıyor ise, erkek, kendi erkekliği ile ilgili
yetersizlik duyguları yaşamıyor. Yaşadığı şey daha çok çaresizlik oluyor.
Karısına yardımcı olamadığı, yaşanan krizi ortadan kaldıramadığı için.
Erkekler
sadece kendileri ile ilgili bir faktörden dolayı kısırlık tedavisi
görüldüğünde, erkekliklerini ya da güçlerini sorguluyor oluyorlar. Yani eşini
hamile bırakamamak bir erkeğin kendi erkeklik gücünü şiddetli şekilde
sorgulamasına sebep oluyor.
Kısırlık
probleminin yaşattığı sıkıntı elbette çiftten çifte değişse de genel olarak
şunu söyleyebiliriz: Erkekler de kadınlar gibi bir şok ve inkar dönemi geçiriyorlar.
Burada kadınlardan farklı olarak erkekler duygularını ortaya koymak yerine
kendi içlerine dönmeyi tercih ediyorlar. Kadınlar bu durumu kendi arkadaşları
ya da aileleri ile konuşma eğiliminde olurken, erkekler bu konudan daha az
bahsediyor. Hatta genelde bir problem olduğunu ve artık bir doktora gitmek
gerektiğini savunan önce kadın oluyor. Benim görüştüğüm çiftlerin bazılarında
kadınlar bunun için erkekleri ikna etmek zorunda kalmışlar ve bu konuda eşleriyle
çatışma yaşamışlardı. Tüp bebek tedavisi gerektiğini öğrenince daha az aceleci
davranan taraf genelde erkekler oluyor yine. Kadınlar bu durumu “bir kriz var”
olarak yaşamaya başladıklarında, yani bir problemin varlığını kabul ettiklerinde,
erkekler henüz “daha oraya gelmemiş” olabiliyorlar. Erkeklerin daha ağırdan
alan ve durumun varlığını inkara yakın tavırları kadınlara kızgınlık yaşatıyor,
tedavi sürecini zorlaştırıyor ve çiftin ilişkisinde çatışmalara yol açabiliyor.
4)
Tedavi süreci çiftin ilişkisine
nasıl yansıyor?
Genel
olarak şöyle bir tablodan bahsetmek mümkün: Eşler, kısırlık problemine yönelik
kendi içlerinde hissettikleri olumsuz duygulardan birbirlerini korumak adına,
iletişimlerini azaltma yoluna gidebiliyor, içlerine dönebiliyorlar. Ama
maalesef iletişim kesilince destek alışverişi ve problem çözme imkanı da
azalıyor.
Buna
ek olarak eşlerin tedaviye adapte olma hızları da birbirlerinden farklı
olabiliyor. Örneğin, başarısız bir tedavi karşısında eşlerden biri yas
tutarken, diğer eş buna hazır olmayabiliyor ve iki ayrı zeminde bulunan çift
iletişim konusunda bir senkronizasyon sorunu yaşıyor.
Eşleri
ile kısırlık sorununu ve tedavi sürecini konuşabilen kadınlar rahatlamış
hissediyorlar. Fakat erkekler çoğu zaman bu tip krizleri konuşunca daha kötü
hissettiklerinden ve eşlerinin de böyle hissedeceğini düşündüklerinden, sessiz
kalmayı tercih ediyorlar. Sessizliğin, stresli durumdan kendilerini
koruyacağını umuyorlar. Bu durumun kadınlar tarafından anlaşılmasının güç
olması, kadınları eşleri ile ilgili yanlış düşüncelere sevkediyor. Yani,
eşlerinin çocuk istemediğine ya da kendileri kadar bu konuya önem vermediğine
inanmaya eğilimli oluyorlar.
Tedaviler
gebelik ile sonuçlanmadığında dahi, erkeklerin aynı tavrı sürdürmesi,
kadınların reddedilmiş ya da eşleri tarafından desteklenmiyor oldukları fikrini
doğuruyor.
Bazı
erkekler, adet dönemi ve üreme ile ilgili konuları sadece kadın dünyasına ait
buldukları için de kısırlık hakkında konuşmaktan çekiniyorlar.
Bunun
yanında, tabi ki paralel duygular yaşayan ve eşzamanlı hareket eden çiftler de
var. Böyle bir durumda çiftler birbiri ile bir çatışma yaşamadan tedavi
sürecine başlamış oluyorlar. Daha rahat bir başlangıç bu.
5)
Peki
cinsel yaşam nasıl etkileniyor?
Kısırlık
problemi cinsel hayat üzerinde olumsuz etkiye sahip. Cinsellik sonucunda
gebelik gerçekleşmedikçe, cinsellik başarısızlık hissi ile bağdaştırılıyor ve
kaçınılan bir eylem halini alıyor. Ayrıca hamile kalmak amacıyla yapılan seks
ayın belli günlerine sıkıştırıldığından, seks yaşamı keyifli halini kaybediyor.
Mekanik ve tutkusuz bir hale dönüşüyor. Yani tüp bebek ya da her türlü kısırlık
tedavisi cinsel hayatı bir dönemliğine bile olsa olumsuz etkiliyor. Bunun her
zaman böyle devam etmediğini, bunun içinden geçilme ihtimali olan bir süreç
olduğunu hatırlatmak isterim tabi. Cinsel hayatları tekrardan canlanan birçok
çift var.
6)
Tedavi sırasında akupunktur,
yoga ve nefes çalışmalarını önerir misiniz?
Tedavi sırasında önerdiğim
kadar tedaviye başlamadan önce böyle bir yaşam şekline adapte olmalarını
öneririm hastalara. Nedir bu yaşam şekli? İnsanın kendini merkeze koyduğu bir
yaşam. Nefes, canlılığımızın sebebidir. Nefesimiz bitince hayat da bitiyor.
Nefesimizi farketmek ve onu merkezde tutmak, canımızı da merkezde tutmak demek.
Bu tedavide odak o kadar çok bir şeyi yapmaya yöneliyor ki, hastalar neredeyse
kendi bedenlerini ve canlarını arka plana atıyorlar. Oysa ki bebek, canlılığı
olan bir varlıktan gelecektir. Bu sebeple bize canlılığımızı, yaşam
sevincimizi, hayatımızda ne olırsa olsun bu yaşama kök salmış olan tarafımızı
hatırlatan her türlü çalışmayı, ki nefes, yoga, meditasyon vb. kesinlikle
önermekteyim. Bu tip çalışmaları merak edenler www.artofliving.org adresinden araştırma yapıp,
Türkiye’deki kurslar hakkında bilgi alabilirler.
7)
Tedavi süreci bitti. 10-12
günlük bekleme süreci var. Bu dönemde neler yaşanabilir?
Benim bütün hastalarımın en çok
zorlandığı kısım burası. Buraya kadar bütün çaba sarfedilmiş, sık sık doktora
gidilmiş, ilaçlar ve iğneler zamanı geçirilmeden alınmış, yumurtalar güzel
güzel büyümüş, hatta döllenme olmuş ve transfer edilmiş. Yani neredeyse işlem
tamam. Engelli koşunun tüm engelleri bir bir atlanmış. Finish çizgisi orada
görünüyor ama gerçekten o çizgiye gelindiğinde çifti ne bekliyor olacak? Çift
zaten bu kadar koşup, atlamaktan yorgun. Bir de tatsız bir haber alınırsa o
çizgide? İşte el-kol bağlı o 12 günü beklemek çok zor oluyor herkes için.
Herkese uyan tek bir reçete yok
tabi ama farklı tipte insanlara farklı şeyler öneririm: Kimisi kendini meşgul
tutmayı sever stres ve belirsizlik anlarında. Mesela böyle insanlara “asla işe
ara vermeyin” diyorum. Kendinizi meşgul kılacak ne varsa yapın. Bazıları da
diyor ki “evde dinlenmek ve gebelik şansın arttırmak istiyorum”. Aslında evde
dinlenmek ile gebelik şansının artması arasında bilimsel bir bağlantı yok ama
hasta psikolojik olarak daha iyi hissedecekse, buna engel olan bir yorum
yapmıyorum. Sadece dinlenmenin tanımını soruyorum kendisine. Çünkü bütün gün
yatakta yatmak aslında zihinzel olarak yorucu bir eylem. Yani kafanın içinde
hep aynı şarkı dönünce, dünyanın en güzel şarkısı bile çekilmez hale gelir.
Bütün gün yatmak da insanın kafasının içinde hep aynı konunun dönmesine sebep
olup, boğucu bir his yaratır. O yüzden dinlenmenin çeşitlerinden bahsediyoruz:
Sevdiğimiz bir dizinin ard arda 4 sezonunu izlemek de bir dinlenme şekli,
ziyaret edemediğimiz arkadaşlarımızla sırayla buluşup hasret gidermek de.
Hangisinin iyi geleceğini kişinin bulmasını istiyorum. Soru şu olmalı? “Bu
kaçınılmaz 12 günü nasıl daha rahat ve kolay geçirebilirim? Bana ne iyi gelir?”
8)
Tüp bebekle hamile kalan
kadınların, normal yolla hamile kalan kadınlardan bir farkı var mı? Hamilelik
süreci daha endişeli mi yaşanıyor?
Altıncı hafta ile birlikte bebeğin
kalp atışı göründükten sonra belirgin bir fark gözlemlemedim. Sadece tüp bebek
tedavisinde ikiz ihtimali daha yüksek olduğu için ikiz gebeliklerin seyri biraz
daha farklı oluyor. Onun dışında bir hamileliğin nasıl geçeceğini belirleyen
şey kadının kişilik yapısı ve kaygı üretmeye yatkın olup olmadığı. Çoğu tüp
bebek hastasının meselesi “hamile kalmak”tır. Yani kaygı “doğum” üzerine
değildir. Hamile kalma aşaması atlatıldıktan sonra, kaygı seviyesi genel olarak
normal bir düzeye iniyor. İyi haber, değil mi? J
9)
İş
Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış “99 Sayfada Tüp Bebeği Beklerken”
isimli kitabınızdan bahseder misiniz?
Nur Onur’un benle yaptığı bir
söyleşiden oluşmuş bir cep kitabı aslında. Nur beni birkaç kere kendi TV
programına davet etmişti. Sonra onun fikri ile bu kitap oluştu. Amacı tüp bebek
tedavisi gören ve maddi/manevi canı yanan çiftlere rehberlik etmek. Elinize
aldığınızda iki saat içinde okuyup bitirebilirsiniz. Soru-cevap halinde olduğu
için okuması çok rahat. Tedavideki insanlar neler yaşıyor, süreç nasıl daha
kolay hale gelir ve kendinize / eşinize nasıl destek olabilirsiniz gibi
başlıklara ışık tutuyor. Kitabı internetten ısmarlayabilirsiniz.
Bana ulaşmak isteyenler ise tupbebegibeklerken@gmail.com adresine mail atabilir ya da
“tüp bebeği beklerken” isimli facebook hesabımda benimle arkadaş olabilirler.
Söyleşi için çok teşekkür eder,
herkese kendi yolculuğunda kolaylıklar dilerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
















